kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

Taksim'den Ergenekon'a beraat çıkarma gayreti!

Seral İbrahim Köprülü

Seral İbrahim Köprülü

E-Posta :

Protesto etmek, eleştirmek, karşı çıkmak ve muhalif olmak demokratik bir haktır.

Taksim Gezi Parkı için düşünülen değişiklik ve uygulamaları yanlış bulan bazı vatandaşlarımızın, makul bir şekilde protesto ve itiraz haklarını kullanmak istemeleri de en doğal haklarıdır.

HÜKÜMETİMİZİN "BİLGİ VERMEME" HATASI

Protestocuları, sert ve gereksiz müdahalelerle engellemek çok büyük bir hatadır. Bir insanımızın kılına dahi zarar gelmesi, milletimizi derinden üzer.

Herhangi bir açıklama yapmadan sadece engelleme yapmak, bilgilendirme yapmayı önemsememek, toplumun endişe ve kuşkularını en yüksek seviyeye çıkarıyor. Bu hatalı ve eksik tutum, yanlış anlaşılmalara, söylentilerin artmasıyla olayların büyümesine ve sadece huzursuzluğa neden olur. Hükümetimiz her zaman halka ilmi, felsefi ve teknik olarak ikna edici açıklamalar yapmalı. Hikmetli ve detaylı bilgilendirmelerle olup biteni bıkmadan usanmadan izah etmeli, halkla ilişkileri çokça iyileştirmeli.

ÜLKEDE SÖZDE BİR "BAŞKALDIRI GÖRÜNTÜSÜ OLUŞTURMA" HEDEFLENİYOR

Ekonomisi, demokrasisi, toplumsal barışı ve özgürlükleri her geçen gün çok olumlu yönde gelişen ülkemizde, çözüm süreci ile birlikte 30 yıldır ilk defa 5 aya yakın bir süredir hiç terör hadisesi de yaşanmadı.

Devletimizin bu güçlenen yapısı, Ortadoğu, Balkanlar ve tüm İslam ülkeleri tarafından da heyecan ve sevinçle karşılanmakta. İşte bu gelişim, ülkemizi bölmek isteyen karanlık odakları da farklı arayışlara sokmakta.

Bir karmaşa ortamı yaratmaya niyetli olan örgüt ve yapılanmalar da işte bu noktada, geçmişte olduğu gibi sokak eylemleri aramakta. "Gezi Parkı'nda ağaç katliamı yapılıyor" gibi vicdanları yaralayan bir söylem, elbette geniş halk kitlelerini sokaklara dökmeye yeterli olmakta. Geniş katılımlı bir eylem ise provokatörler için aranıp da bulunamayacak bir fırsat.

Hedeflenen ise, "Arap Baharına neden olan yapının bir benzerinin de Türkiye'de olduğunun, geniş halk kitlelerinin sözde bir Türk Baharı istediğinin izleniminin" verilmesi.

GERÇEK DIŞI BİLGİ VE YALANLARLA HALK "ORGANİZE BİR ŞEKİLDE" PROVOKE EDİLDİ

Profesyonelce hazırlanmış gerçek dışı söylemler sosyal medya üzerinden hızla yaygınlaştırıldı. Aslında dikkatli bir bakışla hemen fark edilen, akıl ve mantıkla bağdaşmayan, ucuz ve basit yalanlar içeren ancak halkı ilk anda rahatça ajite edecek bu provokatif söylentilerle geniş halk kitleleri sokağa taşındı. Bu yalan haberlerin tamamı daha sonradan basında da yayınlanarak deşifre edildi ancak hiç umulmadık köşe yazarlarının da bu yalanları yayıyor olması, halkı hala sokaklarda tutmaya yetiyor.

PROFESYONEL TETİKÇİLER VE KOMÜNİST ÖRGÜTLER SAHAYA SÜRÜLDÜ

Yapılan provokasyonların arkasında, söylem, yalanı oluşturma ve yayış şekli göz önüne alındığında, Ergenekon tarafından kolaylıkla kullanılan, ağırlıklı olarak Aydınlıkçı-Maocu ve Marksist Leninist oluşumların varlığı derhal hissediliyor. "Dinciler satırlarla göstericilere saldırıyor, asker polise ihtar verdi, devrime kadar durmamak lazım, amaç ağaç değil hükümetin devrilmesi, polis gerçek mermi kullanıyor ölüler var, panzerler insanları eziyor, faşist devlet göstericileri bayıltıyor ve işkence yapıyor" gibi provokatif söylemler, geçmişteki tecrübelerle karşılaştırıldığında arkasındaki güçleri de ortaya çıkarıyor.

AMAÇ ULUSLARARASI ARENADA HÜKÜMETİN MEŞRU OLMADIĞINI GÖSTEREBİLMEK

Taksim olaylarını, hükümetin istifaya zorlandığı bir hukuksuzluğa sokmaya çalışma pervasızlığının bir nedeni de "Türkiye'yi uluslararası arenada güçsüz gösterebilmek". Güya, "Türkiye, hukuksuz, demokrasisiz ve diktatörlük rejimiyle yönetiliyor" imajı oluşturabilirlerse, "Türkiye'yi yeniden 'darbeler dönemindeki şartlara' getirmenin de yolu açılmış olur" şeklinde düşünüyorlar.

Dikkat edilirse, Gezi Parkı Protestosunu yalan yanlış bilgilerle hiç durmadan yurt dışındaki bir çok noktaya servis eden "organize bir şekilde çalışan medya gücü" var ortada. Bir yandan halkı sosyal medyadan kışkırtırken, diğer yandan da Avrupa ve Amerika'nın yanlış bilgilendirilmesi için yoğun çaba harcanıyor.

Daha önce de her fırsatta, ülkemizde diktatörlük yönetimi olduğu, gazetecilerin, Ergenekon ve Balyoz tutuklularının hukuksuz yere hapiste oldukları yönünde dünyayı ısrarla yanlış bilgilendirenler, Taksim olayları üzerinden de bu provokasyonu daha büyütmeye kararlı görünüyorlar.

28 Şubat'ta da benzer organizasyonlarla, ülkeyi darbeye sürükleyen medya, akademisyen, sanatçı ve sanayici ayaklarının yoğun bir şekilde "Taksim olayını bir içsavaşa dönüştürme gayreti" de bundan kaynaklanıyor.

Gerilimin tırmanması, halkla polisin, halka devletin karşı karşıya gelmesi için her türlü yalanın uydurulduğu ve fitnen koparıldığı bu eylemlerin asıl amacı ne ağaç, ne de yeşili koruma olarak kalmış durumda. Şimdi bu profesyonel darbeci ve devrimci tetikçiler, seçimle başa gelmiş hükümetin, sokak eylemleriyle devrilmesini arzuluyorlar. "Faşist devlet, diktatörlük yıkılacak" söylemlerinin çokça kullanılmaya başlamasının bir nedeni de olayları sözde bir Arap yani Türk Baharı havası içine sokmaya çalışmak.

NİHAİ HEDEF ERGENEKON DAVASININ BAŞKA BİR ORTAMDA SONUÇLANMASI



Bu noktada, eylemlerin gerçek mahiyeti ve nihai hedefini düşündüğümüzde, Ergenekon Davasının, bu davaya neden olduğu düşünülen Ak Parti iktidarı döneminde bitmesinin istenmediği ortadadır. Bunu isteyenlerin, Ak Parti'nin seçimle devrilmesini şu an zor görmesinden dolayı, bir suni halk isyanı görüntüsüyle istifaya zorlanmasının, uluslararası arenada itibarsızlaştırılmasının hedeflediği anlaşılıyor.
Böylece, AİHM ve BM gibi birçok noktada Türkiye'de hukuk sisteminin çöktüğü, Türkiye'de demokrasi olmadığı izleniminin yaratılmaya çalışıldığı ortada.
Gerek 28 Şubat, gerekse Ergenekon davalarının bu şekilde takipsizlikle sonuçlandırılmaya çalışılması veya farklı bir hükümetle sonuçlandırılması gayretine halkın alet edilmesinin sebebi de bu.

SONUÇ

Taksim Gezi Parkı'nda hedeflenen ağaçların korunması sonucuna başarıyla ulaşılmıştır. Bundan sonra yapılması gereken bu zaferi en güzel şekilde kutlamak, olayları yatıştırmaktır.

Ancak Gezi Parkı olaylarını hükümeti devirmeye yönelik provokasyonlarla anarşi çıkarmaya gayret edenler, tüm milletimiz tarafından güçlüce telin edilmelidir.

Ülkemizdeki bahar 11 yıl önce, vesayetçi, darbeci ve statükocu sistemin seçim yoluyla yenilip halkın iktidarının göreve demokratik yollardan gelmesiyle zaten gerçekleşmiştir. Derin devlet çetelerinin de hukuk devleti tarafından yargılanmasıyla demokrasimiz iyice sağlamlaşmıştır.

Unutulmamalıdır ki, ülkemiz demokratik laik bir hukuk devletidir. Hükümetler ancak sandık yoluyla, seçimle değiştirilebilir. Bundan önce de, Çorum, Maraş, Sivas, 6-7 Eylül gibi elim hadiseler, yalan söylentilerin yaygınlaştırılması, ciddi provokasyon ve hain tuzaklar sonucunda büyümüştür.

Akl-ı selim davranmak, itidalli olmak, konuları araştırmadan bilmeden tansiyonu yükseltmemek herkesin görevidir.

Bu cumhuriyet, bu vatan, bu demokratik ve laik hukuk devleti Allah'ın izniyle hepimizin. Ne bölünmesine, ne özerkliğe, ne bağnazlığa, ne diktatörlüğe izin veririz ve ne de anarşik hareketlerle huzurun bozulmasına izin veririz.

Provokasyonlara gelmeden, Allah'ın izniyle faşizme de, komünizme de, anarşizme de geçit vermeden, sevgi içinde, nefrete dur diyerek, ileri demokrasiyle yaşanacak bir ortamı oluşturmalıyız.


İzlenme: 556
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR