kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

AB Modelli 'Modern' İslam Ülkeleri Birliği

Seral İbrahim Köprülü

Seral İbrahim Köprülü

E-Posta :

Geçtiğimiz günlerde, Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, "İslam Ortak Pazarı" ya da "İslam Ülkeleri Birliği" gibi projelere nasıl baktığı yönündeki bir soruya verdiği cevaplar gündemde önemli bir yer teşkil etti. Sayın Gülen cevabında, “Tabii ittifaklar teşkil etmek ve düşmanlar yerine dostlarla sarılı bulunmak, her ülkenin gayesi haline getirilmeli ve bu mutlaka gerçekleştirilmelidir.” demiş ancak konuşmasının devamında ise, "…İster dini, ister ırki ortak paydalardan hareketle birlikteliklerin kurulması artık hoş karşılanmayan, karşılanmaması gereken yapılanmalardır." diyerek bu yöndeki olumsuz düşüncesini dile getirmiştir.

Her şeyden önce, Batı Dünyası tarafından İslam Ülkeleri Birliği’ne “hoş bakılmaması” hususu, ancak günümüz Müslümanlarının eksikliğiyle izah edilebilir. Çünkü, bu “olmazsa olmaz” birliğin yeryüzüne kazandıracağı barış, adalet, zenginlik, huzur ve imkanlar dünyaya anlatılamamıştır.

Sadece İslam Ortak Pazarı yani ekonomik yönden bakılsa dahi İslam ülkelerinin önemi derhal ortaya çıkmaktadır..

İslam Ülkelerinin Sahip Olduğu Muazzam Yer Altı Zenginliği

Örneğin Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya petrol rezervlerinin üçte ikisini barındırmaktadır. Yapılan araştırmalar yalnızca Suudi Arabistan'ın ispatlanmış 262 milyar varil rezervi olduğunu göstermektedir ki, bu da dünya petrolünün %25.4'ü demektir. Dünya petrol rezervlerinin %11'i Irak, %9.6'sı Birleşik Arap Emirlikleri, %9.2'si Kuveyt, %8.6'sı İran, %13'ü diğer OPEC ülkeleri ve geri kalan %22.6'sı da dünyanın diğer ülkelerine aittir.

Petrolün yanı sıra, Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına sahip olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Bunun %35'e yakını Körfez bölgesindedir. Ayrıca Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Örneğin Özbekistan ve Kırgızistan altın üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Türkiye, önemi son yıllarda daha da iyi anlaşılmış olan bor madeni açısından dünyanın en zengin rezervlerinden birine sahiptir. Tacikistan dünyanın en büyük alüminyum işleme tesislerine sahiptir. Bu zengin yer altı kaynaklarına tarımcılık, hayvancılık ve sanayi üretimi için genç nüfus imkanları da göz önüne alındığında dünyanın en büyük zenginliğinin İslam ülkeleri üzerinde olduğu rahatlıkla görülecektir.

Dünyada Her Görüş Kendi Birliği Etrafında Toplanmaktadır

- Katolik Hristiyanların Papa etrafında toplandığı,
- AB’ye bir Hristiyan Kulübü dendiği,
- Yahudilerin çok güçlü bağlarla ve dünya çapında güçlü bir birlik olduğu,
- Sosyalistlerin Enternasyonal bünyesinde örgütlenip tüm üye ülke partilerini denetlediği,
- Yeşillerin dünya çapında ortak organizasyonlara birlik ve beraberlik içinde imza attığı,
- Arap ülkelerinin Arap Ligi adı altında ortak politikalar ürettiği,
- Petrol üreten ülkelerin OECD etrafında toplanıp hak aradığı,
- Batı’nın güçlerini NATO altında birleştirdiği,
- Doğu ülkelerinin ise ASEAN, Şanghay gibi örgütlerle ittifak kurduğu bir ortamda 1,6 milyar Müslümanı temsil edecek bir birliğin olmaması elbette kabul edilemez.

Elbette kendi dünya görüşleri, talepleri, arzuları, inançları, ibadetleri ve hiçbir inanç grubunda olmayan bir kardeşlik bilinciyle “Müslümanlar elbette birlik halinde olmalıdır”. Bu en doğal haklarıdır. Birilerinin bunu istememesi, birlik olma hakkının kullanılması için asla makul ve geçerli bir sebep olamaz. Bununla birlikte, bu birliği oluşturmanın evrensel insan haklarına, uluslararası hukuka ve ileri demokrasi anlayışına uygunluğu da şüphe götürmez bir biçimde ortadadır.

Her şeyden önce, İslam Ülkeleri Birliği Allah’ın Kuran’da Müslümanlara farz kıldığı vazifelerden birisidir.

"Mü'minler ancak kardeştirler..." (Hucurat Suresi, 10)

"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın..." (Al-i İmran Suresi, 103)

"İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73)

Bu ayet-i kerimeler, benzer yüzlerce ayette de olduğu üzere, İslam Birliği’nin bir dini açıdan kurulmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

İslam İşbirliği Teşkilatı

Müslümanların dünyaca kabul görmüş ancak çok atıl ve samimi bir ittifaktan uzak olan İslam İşbirliği Teşkilatı da mevcuttur. Bu teşkilat, İslam’a tam uygun bir sevgi ve akılcılık içinde olsa, Batı’nın İslam ülkeleriyle olan tüm problemlerinde “tek muhatap” kabul edileceği de aşikardır. Bu durum Batı Dünyası için de muazzam bir lüks olacak, her türlü ticari, kültürel, askeri ve siyasi uluslararası sorunlar kolaylıkla hallolacaktır. Bu güven ortamı Batı için müthiş bir konfor, askeri harcamaların da ortadan kalktığı bir durum demektir.

Hedeflenecek İslam ülkeleri birliğinin, AB modelli, AİHS kurallarına entegre olmuş ve yine AGİT normlarıyla hareket eden bir birlik olması durumunda bu birliğe karşı olunmak şöyle dursun, herkes tarafından desteklenen bir birlik olacağı da ortadadır.

Diğer taraftan, Avrupa ülkelerinin İslami para kaynaklarını kendilerine çekmek için yarıştığı bir dönemde, İslam ülkelerinin birlik olması için çalışmak en akılcı yoldur. 

İngiltere İslami Finans Sistemiyle Tanışıyor

Örneğin, 28-29 Ekim tarihlerinde Londra’da toplanan İslam Ekonomik Forumu (WIEF), İngiltere’nin İslami finans sistemini kabul eden ilk Batı ülkesi olması açıklaması ile çakışmıştır. Milyarlarca dolarlık hisse satışının yapıldığı WIEF günlerinde, İngiltere açık bir biçimde Batı'dan-Doğu'ya kayış sinyalleri vermektedir. İngiltere, yıllık 1.8 trilyon dolar değerinde olduğu bildirilen İslam dünyası finans hareketlerine göz dikmiş durumdadır. Yılda %15 büyüme hızı olan bu ülkelerin yatırımları, körfez sermayesinden başlayarak Singapur, Malezya, Endonezya gibi ülkelere uzanıyor. İngiltere, ağırlığını Arap sermayesinin oluşturduğu trilyonluk pasta için Londra ve çevresinde lüks gayrimenkul yatırımları, bilgisayar oyun firmaları, servis sektörü ve İslami okullar alanında yer açmaktadır. (2)

Diğer Batı ülkeleri de İslam ülkeleriyle bu yönde işbirliğini arttırmak için fırsatlar kollamakta, ancak güçlü bir muhatap bulamamanın verdiği sıkıntıyı yaşamaktadır.

Müslümanlar İslamofobi’yi Ortadan Kaldırmakla Yükümlüdür

Yeryüzünde birçok İslam karşıtı grubun varlığı bilinmektedir.

Diğer taraftan, sözde din adına ortaya çıkan bağnaz yapıların yanlış politikaları, dünya kamuoyu üzerinde çok olumsuz bir kanaat oluşturmaktadır. İslamofobi’yi büyütmek isteyenler, bu bağnaz zihniyetin etkisini ise zekice kullanmaktadır.

İşte bu durumda yapılması gereken, kaliteli, modern, samimi ve ihlaslı tüm Müslümanların bu yanlış algıları yeryüzünden ilim, sanat, ittifak ve marifetle kazıyıp yok etmesidir.

İnsanlar ikna olmadıkları fikir ve görüşlere sıcak bakmazlar. Aklı gaflet, sevgisizlik veya önyargı perdesiyle örtülü olan insanlar da güzel ve doğru olan şeylere soğuk bakmaya devam eder.

Düşüncelerin sadece çıkar, egoizm ve menfaatler üzerine kurulu olduğunu bildiğimiz bir dünyada haklılığı anlatmanın önemi de burada belirginleşmektedir. Bir fikrin doğruluğu insanların ikna olacağı ilmi metotlarla kapsamlı bir şekilde anlatıldığında düşüncelerin kısa sürede değiştiği de görülür.

İşte bu noktada üzerimize düşen öncelikli görevin, inançlarımıza olumsuz bakanların yanılgılarını anlatmaktır. Ancak, dünyayı İslam ülkeleri birliğine ikna etme kabiliyetine sahip eğitimli birçok insan bu görevi ifa etmek yerine, çok uzak uğraşılar içindedir.

Türkiye son 10 yılda attığı adımlarla bu yönde büyük ilerlemeler kaydetmiştir.

Ak Parti Güçlü Birliklere İmza Atıyor

Bizzat Başbakan Erdoğan’ın girişimiyle 2008 yılında Kafkas İttifakı’nın adımını atan Ak Parti hükumeti, 100 yıldır uygulanan pasif dış politikamızı gayet dinamik bir hale getirmiştir. AB üyeliği girişimi hala birinci derece hedeflerimizdendir. Hükumetimiz “Sıfır Sorun” politikasıyla Kafkasya, MENA Bölgesi ve Ortadoğu ülkeleriyle her konuda barış ve sıkı bir işbirliğini hedeflemektedir. 2023 senesi için de Osmanlı coğrafyasındaki tüm ülkelerle pasaportsuz dolaşım umulmaktadır. Avrupa’da olduğu gibi devletlerin üniter yapılarını koruduğu ve sınırların artık bir öneminin kalmadığı bu sistem en mantıklı olandır.

Zannedilenin Aksine Batı İslam’ı Övüyor

Bill Clinton’un 1998’de İslam dinine hayran olduğunu söylemesi (3), 2000 yılının Ramazan Bayramının son gününde yeryüzündeki her dört kişiden birinin İslam dinine mensup olduğunu belirterek, "Dünyanın İslam dininden öğreneceği çok şey var" sözleri ve "Bir ayette Allah'ın ulusları ve kabileleri birbirlerini küçümsemeleri için değil, tanımaları için yarattığı anlatılır. Bundan çok etkilendim" demesi çok güzeldir. (4)

Blair’in 2001’de yaptığı bir açıklamada, “Bizim toplumumuzun da Müslümanlığın bölüşümü ve paylaşımı emreden zekat anlayışından örnek almalı. Unutulmamalı ki günümüz dünyasının zor koşulları ancak bu güçlüklerin paylaşılmasıyla yenilebilir. Bu anlamda zekat mutlaka tüm toplumların yaşama geçirmesi gereken bir uygulama olarak son derece büyük önem taşıyor.“ sözleri, İslam’ın özüne ve Kuran’a karşı Batı Dünyasının duyduğu hayranlığı göstermektedir. (5)

Katolik aleminin ruhani lideri Papa Franciscus da, köktendinci şiddetin kendilerini endişelendirdiğini ancak İslam'ın gerçek müminlerinin nefret dolu genellemelere mahkum edilemeyeceğini belirterek, "Gerçek İslam ve Kuran'ın uygun yorumu şiddetin her türüne karşıdır." demiştir. (6)

Batılı siyasetçi, sanatçı ve bilim insanlarının İslam’a yönelik daha birçok güzel övgü sözü mevcuttur.

Demek ki insanlar İslam’ı doğru bir şekilde tanıdığında pozitif bir yaklaşım içine girmektedir. Tam da bu nedenle, Batı Dünyasına İslam’ı güzelce ve esas kaynağı olan Kuran’dan anlatmak ve mevcut yanlış telkinleri yıkmak çok önemlidir.

Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

Twitter: https://twitter.com/SrlKoprulu

 

Kaynaklar:

(1) http://tr.fgulen.com/content/view/20064/172/ 

(2) http://londratv.blogspot.com/2013/10/cin-hindistan-ve-islami-bankalarn.html

(3) Akşam Gazetesi 20 Aralık 1998

(4) Milliyet Gazetesi, 12 Ocak 2000

(5) http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/54736.asp

(6) http://www.ensonhaber.com/papa-franciscus-gercek-islam-ve-kuran-siddete-karsidir-2013-11-26.html


İzlenme: 698
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR