kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

GERÇEK ATATÜRKÇÜLÜK

Murat Barış Coşkun

Murat Barış Coşkun

E-Posta :

 Aslında toplumda Atatürk'ü tanıyan herkesin inandırıldığı yada dayatıldığı Atatürk ile alakası olmayan sahte bir Atatürk sempatizanlığı yada düşmanlığı vardır. Genellikle nedenlerini de bir kaç kelime ile açıklayarak bu özelliği kazanan bu insanlar kendi çıkarları ile örtüşen konularda ise ateşli bir Atatürk savunucusu olurlar. Halbuki bildikleri şeyler toplumda zıtlık çıkartmak isteyen ve kardeşliği bozmak isteyen yada ötekileşmeyi isteyen, seven art niyetli kişiler ve ideolojik görüşlerinden başkası değildir.

 
Öncelikle Atatürkçülüğün ne demek olduğunu iyi anlamak gerekir. Atatürkçülük devletine, vatanına, milletine, demokrasiye, halkına, bilime, sanata, dinine ve inanç özgürlüğüne bağlı olmak, kabul etmek demektir. Bir kısım insanlar Atatürk'ü dinsiz gösterme çabasındayken, bir kısmıda dindar gösterme çabasındadır. Hangisinin gerçek Atatürk olduğu konusunda ise neredeyse bir muamma varmış izlenimi oluşturulsada, Türk halkının %95'inden fazlası Atatürk'ü canı gibi sever. Bu muammanın asıl nedeni insanların kendi ideolojilerine sağlam bir destek aramalarıdır ve bunun içinde günümüz şartlarına uygun en modern desteğin Atatürk olacağı malumdur yani Atatürk ile hiç alakası olmayan ideolojik çevreler bile (Komunizm gibi) yeri geldiğinde Atatürk'ü kullanmaktadırlar, çünkü herkesin sevdiği bir insan güvenilir bir insandır ve çok fazla sempati, dikkat ve taraftar toplar.
 
Atatürk'ün yaşamından ve yaptıklarından yola çıkıldığında ise dinsizlik yaftası yakıştıranların ezici olarak mağlup oldukları açıktır. Dindar kısmının daha ağır bastığı ve gizlendiği ise pek kimsenin bilmediği yada anlatmadığı bir gerçektir. O, Müslüman bir aile içerisinde hafız bir babanın evladı olan Mustafa Kemal'dir. Aldığı aile terbiyesinin kaynağı ise anlaşıldığı üzere Kuran'dır. Bu nedenle Atatürkçü olmak dinsiz olmak değildir tam tersi dindar olmak demektir. Yıllardır topluma dayatılan yanlış Atatürk inancı dindar bir milletin ne ruhuna, nede dokusuna uygun bir karakterdir. Atatürk'ün islama ve vatana ne gibi hizmetleri olduğunu öğrenen bir insan dayatılan yanlış Atatürk imajının yıkıp gerçek Atatürkçülüğü severek kucaklayacaktır.
 
Gerçek Atatürk dindar olanıdır. Bunu kabul etmeyen çevreler Laikliğin dinsizlik olduğuna inandırılmış, modernizmin dinde olmadığını sanan ve İslamı araştırmadan sadece bağnaz insanlara bakarak tanımaya çalışanların görüşüdür. Laiklik ilkesi din ve vicdan özgürlüğü demektir yani din ve devlet işlerinin ayrı ayrı idaresi demektir. Şuan da da uygulanan şekil budur. Diyanet ve Hükümet ayrı idareciler tarafından yönetilmektedir ama diyanet elbette yine devlete bağlı bir kurumdur. Laikliğin olması islama zarar vermez tam tersi inanç ve özgürlükler konusunda İslam dinini tasdikleyen bir sistemdir. Dinde zorlama yapmak yasaktır bu yönüyle Laik Cumhuriyet kurana uygun bir sistemdir. 
 
diğer bir konu Halifeliğin kaldırılması olayıdır.. Atatürk'ü dinsizlikle suçlayan çevreler halifeliği kaldırdığı için Atatürk'e düşman kesilmişlerdir. Halbuki bilmedikleri şey halifeliğin ümmetin birlik olduğunda gerçekleşen bir uygulama olduğudur. Oysa 1900 başların da Osmanlı İmp. yıkılmış ve toprakları işgal edilmiş ve dağılmıştı yani İslami birlik bozulmuştu, daha sonra da Milliyetçi duygulara kapılan her ülke bağımsızlığını ilan etti. Bu nedenle halifelik ilanı olsada kabul ediecek bir otorite kalmamıştı. Bu nedenle son kalan Osmanlı toprağında otomatik olarak halifelik dönemi sona ermiş oldu.
 
Arapçanın kaldırılması, iddiası bilgisizlikten kaynaklanan bir durumdur. Öncelikle arapça bir Türk lisanı değildir ve Türkler tarihte hiçbir zaman arapça konuşmamışlardır. İslam kabul edilip Anadoluya gelindiğinde Osmanlı hakimiyeti ile birlikte arapçada devlet sınırlarına girdi. Osmanlı da sadece arapça dili yoktu. Farsça, Latince ve Osmanlı Türkçesi'de vardı hata çoğu etnik milletlerin lisanlarıda (Ermenice, Rumca, Arnavutça) serbestçe konuşuluyordu ama Türk milletine ait resmi bir lisan yoktu. Arapçayı mektep görmüş kişiler dışında kimse bilmiyor ve okuyamıyordu. Halkın büyük bir çoğunluğunda ise yazma ve okuma durumu olmasa da  genellikle Osmanlı Türkçesi hakimdi. Bu sebeble halkın ne yazıp, ne okuduğunu bilmesi için bilinen harflerden harf inkilabı yapıldı.
 
Atatürk hiçbir zaman Kuran yakmamış ve kaldırtmamıştır tam tersi Kuran mealini dönemin en büyük Ehli Sünnet alimi Elmalılı Hamdi Yazıra yaptırmış ve halkın anlaması için dağıttırmıştır. Birçok okula da Kuran hediye etmiştir. Bu gerçeğe gözü kapalı olanlar Atatürk'ün yanından ayırmadığı Anıtkabirde sergilenen cep kuranına gidip bakabilirler. Her gece Dolmabahçe de kuran tilaveti veren bir insandı Atatürk. Ayrıca cumhurbaşkanı olarak camilerde ilk ve son hutbe veren kişidir kendisi. Meclis açılışının cuma gününe getirmeside yine kendi isteğidir.
 
Atatürk bağnazlığa karşıydı İslama değil. Bu yanılgı bağnaz gelenekleri din sananlar tarafından ortaya atılan bir iddiadır. Atatürk'ün hocaları astırdığı yalanı ise yine bağnazlarca uydurulmuş bir hurafedir. Din elden gidiyor dedikleri şey aslında bağnazlığın özgürlüğe yani İslama direnişidir. Bağnazlık kuranda ALLAH'ın hiç sevmediği ve men ettiği bir tavırdır. Atatürk her zaman İslamın özgür düşünceye karışmadığını bilecek kadar dindardı.
 
Atatürk'ün komünist veya ateist olduğu iddiaları da oldukça komiktir. Müslüman bir ailede doğup, müslüman bir memleket için savaşan, onu kurtaran sonra kalkındıran bir insanın ateist olması imkansızıdır. Hiçbir ateist müslüman bir ülke halkı için canı pahasına savaşmaz! Üstelik ateist olduğunu varsaysak bile düşmanlarla aynı fikirde olan birisinin Müslümanların yanında olması gibi bir durumda mantıksız olacaktır. Çanakkale savaşı destanı gibi savaşların iman ruhu ile kazanıldığı ise tüm dünyaca bilinen bir gerçektir. Allah böyle dindar bir toplumun başına dinsiz bir insanı asla getirmez. Nitekim bazı kuran ayetlerin de ve hadisler de siz nasıl iseniz idarecileriniz de öyle olur denmektedir. “Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helak etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir." (İsra, 17/16)
 
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı ise zaten Kuranda emredilen bir gerçektir. Allah kuranda dinde baskı yapmayaı haram kıldığı gibi kadınlara da baskı yapmayı haram kılmıştır. Osmanlı içinde bulunan bağnaz kişiler kadınları zorla örtünmeye zorlayan baskıcı tiplerdi. Hatta evden dışarı çıkartmayan ve kadını bir eşya gibi gören insanlardır. Kadının sahabe döneminde ki gibi bir özgürlüğü yoktu. Kadının açık yada kapalı olması en başta kendini ilglendiren bir durumdur çünkü Allah giysilerden öte takvanın önemini vurgular. Modernlik açık-kapalı her kadın için özeldir çünkü İslam kaliteye önem verir. Mesela Atatürk'ün ilk eşi olan Latife hnm. çarşaflı bir kadındı ama son derece modern görüşlü ve dönemin modası içinde kaliteli giyinirdi keza Atatürk'te öyle idi.
 
Atatürkçülük hakkında kulaktan duyma bilgilerin insanı şaşırtması normaldir çünkü nefrete yönelik telkinin etkisi sevgiye yönelik olanından psikolojik olarak daha büyüktür. Bu yanlış telkinlerin etkisinde kalmamak için yapılacak şey araştırmak, okumak ve sonra analiz ederek derin düşünmektir. İçinde yaşadığın vatanını kurtaran bir insana sevgi beslememek bu yanlış telkinin esiri olmak demektir. Bir insan evini yangından kurtaran insanlara karşı olumsuz hisler beslemez. Kaldı ki bu adam evini kurtardıktan sonra dağınıklığı düzeltmiş ve daha güzel bir hale getirmişse..
 
 


İzlenme: 1003
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR