kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

‘Burka Yasağı’ ve İslamofobi

Gülgün Göktan

Gülgün Göktan

E-Posta : gulgungoktan@gmail.com

Fransa ve Belçika’dan sonra İngiltere’de de tartışılan ‘Burka Yasağı’ ve İslamofobi

Şu an İngiltere’de gündemi meşgul eden konulardan biri, Müslüman kadınların kamusal alanlarda çarşaf, burka ve peçe kullanmalarının yasaklanmasının gerekli olup olmadığı.
Söz konusu uygulama, son yıllarda Fransa ve Belçika’da yürürlüğe girdi ve bazı ülkelerde de halen yasa tasarısı olarak tartışılmaya devam ediyor. İşte İngiltere’de de, aynı yolun izlenip izlenmemesi konusunda çeşitli fikirler öne sürülüyor.
Belçika: Burka, çarşaf ve peçe kullanımı Belçika’da tamamen yasaklanmış durumda. Ve bu yasak sadece kamu hizmetlerinde değil, tüm kamusal alanda geçerli. Kamusal alan ise bütün sokakları, parkları, yolları, spor alanlarını ve “kamunun kullanımına açık, kamuya servis sunulan binaları” kapsıyor. Ve aksinde bir günden yedi güne kadar hapis cezası söz konusu. Oysa ki Belçika’da yaşayan çarşaflı bayanların sayısı yok denecek kadar az.
Fransa: Topraklarında en fazla Müslüman barındıran Avrupa ülkesi olma unvanına sahip, 65 milyon nüfuslu Fransa’da yaklaşık 6 milyon Müslüman yaşıyor. Bu nüfusun yaklaşık 2 bin kadarı da peçeli çarşaf giyiyor. Fransa’daki “burka yasası”bireylerin yüzlerini örterek kamusal alanda dolaşmalarını ve kamudan hizmet almalarını yasaklıyor. Kamusal alana sokaklar da dahil. Okullar, üniversiteler, hastaneler, mahkemeler, postaneler, belediye binaları, valilikler, kütüphaneler, bankalar, sosyal yardım kurumları, işsizlik büroları, toplu ulaşım araçları, havalimanları, metro istasyonları, garlar, otogarlar, yani neredeyse her yer kamusal alan olarak tanımlanıyor. Yasaya uymayanlara ise 150 Euro para cezası veriliyor.
İspanya: Daha önce 135.000 nüfuslu Lerida kentinde, burka ve çarşaf yasaklanmıştı. İlginç olan ise bu şehirde burka ve çarşaf giyen kadınlarının sayısının 100'den az olması. Düşünün ki bu kadar az sayıdaki kadın için böyle bir yasak çıkarıldı. Ancak sonrasında temel insan haklarıyla bağdaşmadığı kanaatiyle 2013’te de yasa iptal edildi.
Hollanda, İtalya, Danimarka, İngiltere, İsviçre, İtalya: Hollanda’da çarşaf ve peçe yasağı tüm kamu, sağlık, okul ve toplu taşıma alanlarında geçerli. İtalya’daki bazı şehirlerde de peçe konusunda yerel yasaklar mevcut. Danimarka'da da benzeri yasaklar için imza kampanyaları, İngiltere'de de anketler düzenlenmişti. İsviçre'nin kantonlarından Ticino'da ise, önümüzdeki günlerde burkanın yasaklanmasına ilişkin oylama yapılacak. İsviçre'de tüm ülke genelinde burka giyenlerin sayısı ise en fazla 100 kişi. Yani ülkenin bir bölgesi bu 100 kadını yasaklamak için iki hafta referanduma gidecek.
Dünya gündeminde giderek daha geniş yankı bulan bu tartışmalar hakkında söylenmesi gereken pek çok şey var. Bunların en önemlilerinden bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:
 
1)           Bir insanın tüm hayatını kısıtlayacak bir kıyafet yasağı, inanç ve yaşam özgürlüğüne uygun değildir
Hangi ülke ya da hangi inançtan insanlar söz konusu olursa olsun, fikir ve yaşam özgürlüğü her zaman desteklenmelidir. Bir Musevi, dünyanın her neresinde yaşarsa yaşasın, gerek kamusal alanlara, devlet dairelerine, resmi görüşmelere, okullara, gerekse sosyal hayatını özgürce yaşayabileceği şekilde restoranlara, kafelere, otellere; kısacası istediği her yere, istediği dini kıyafetle gidebilmelidir.
Aynı şekilde bir Hristiyan, hangi ülkede olursa olsun, kendi dini ritüellerini istediği gibi uygulama, kutsal olduğuna inandığı kıyafetlerini her yerde giyebilme hakkına sahip olmalıdır.
Müslümanlar da aynı şekilde, Hristiyan ya da Musevilerin çoğunlukta olduğu ülkelerde, aynı inanç ve uygulama özgürlüğüne sahip olmalıdırlar. Müslüman bir kadın, ister çarşaf, ister başörtüsü, isterse de peçe takabilir. İsterse de dekolte ve açık kıyafetleri tercih edebilir. Bu tamamen onun kendi inancına ve isteğine bırakılmalıdır. 
Neden mi? Çünkü dinde baskı ve zorlama yoktur. Ve barışa, hoşgörüye, sevgiye en uygun olan yaklaşım budur.
Nasıl ki bir insanın, sadece estetik zevki ya da moda anlayışı sebebiyle böyle bir kıyafeti tercih etmesi son derece normal ise, bunu inançlarından dolayı yapması da farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmemelidir.
 
2)           Müslüman kadınların mahkemelerde peçe takmamaları talebi anlaşılabilir. Ama tüm hayatlarına kısıtlama getirilmesi inanç özgürlüğüne aykırıdır.
Bir mahkemede kişilerin kimliklerinin doğrulanması elbette ki son derece önemli ve hayati bir konudur. Ayrıca bir davaya ilişkin sunulan somut delillerin yanı sıra, ifade veren, sanık ya da tanık konumundaki kişilerin ruh hallerini yansıtan yüz ifadeleri, mimikleri, tepkileri, bakışları da son derece önemlidir. Dolayısıyla hukuk süreci içesinde, mahkeme ortamında bir kadından peçesini açmasını istemek, bu yönleriyle çok makul bir talep olabilir.
Ancak, burka ve peçe takan kadınların, günlük hayatlarına tamamen etki edecek şekilde, kamusal alanlara da bu kıyafetleriyle girmelerinin yasaklanması, bu amaçtan çok uzaktır. Toplumun güvenliğine, adaletin sağlanmasına hiçbir zarar vermeyeceği halde, bu insanların özgürlüklerini kısıtlamak, ortada konuya ilişkin farklı bir tepki olduğu izlenimi verir.
 
3)           Fransa, Belçika & İngiltere’deki burka ve peçe korkusunun asıl sebebi ‘İslamofobi’dir.
Eğer böyle bir uygulamanın sebebi sadece bugün tüm dünyada ‘İslamofobi’ adıyla anılan, İslam dinine karşı duyulan öfke ve nefret ise, o zaman konunun çok daha farklı şekilde ele alınması gerekir.
İslam’a ve Müslümanlara karşı böyle bir bakış açısı içerisinde olan insanlar, nefretin nefreti körükleyebileceğini asla unutmamalıdırlar. Eğer Müslümanlara karşı nefreti teşvik ederlerse, o zaman başka toplumlar da, Hristiyanlara ya da Musevilere karşı aynı bakış açısına teşvik edilmiş olur. Ki bu da dünyaya zarardan başka bir şey getirmez.
Eğer her ülke, kendi topraklarında yaşayan ve kendi dinlerinden olmayan insanlara bu tarz bir bakış açısıyla yaklaşacak olursa, o zaman dünyanın her yerinde gerilim ve huzursuzluk çok ciddi boyutlara ulaşır.
 
4)           İslam'a, Hristiyanlığa ve Museviliğe karşı düşmanlık kabul edilemez.
İslam barış, hoşgörü ve sevgi dinidirKuran’da Müslümanlara, her dinden her inançtan insana adaletle, hoşgörüyle, sevgi ve merhametle yaklaşmaları öğütlenir.
Müslümanlar, bir Musevi ya da Hristiyan’ın, kendi dinini yaşamasına büyük saygı gösterirler. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi, hükümdarların, Musevi ve Hristiyan topluluklara gösterdikleri bu hoşgörünün örnekleriyle doludur.
Dolayısıyla Müslümanlara ‘İslamofobi’ korkusuyla yaklaşmanın hiçbir mantığı yoktur. Tam aksine, gerçek Müslümanlar bu konuda tüm toplumlara örnek teşkil edecek nitelikte, yüksek ahlaklı insanlardır.
Ancak Musevilerin ve Hristiyanların da ,Müslümanlara aynı hoşgörü ahlakı ile yaklaşmaları gerekir.
 
5)           Burka ya da peçe, İslam dininde bir zorunluluk değildir. Dolayısıyla hukukun işlemesini, adaletin sağlanmasını engelleyecek bir durumda, Müslüman kadınlar bir istisna yapıp kolaylık sağlayabilir, adalete yardımcı olabilirler.
Müslüman kadınlar, hukuken gerekli olan durumlarda hukukun işlemesine yardımcı olabilirler. Çünkü giydikleri burka ya da peçe, İslam dininde zorunlu olan bir kıyafet modeli değildir. Bu karar, kişilerin tamamen kendi talepleri ve tercihlerine bağlıdır. Dolayısıyla bugün İngiltere’de süregelen tartışmalarda yer aldığı gibi, yüzü örtülü bir kadının mahkemede ifade vermesi gerektiğinde, kimliğini tespit edebilmek mümkün olmuyorsa, bu durumda kanaatimce, bayanlar bir istisna yaparak adalete kolaylık sağlayabilirler.
Zira Kuran ahlakı adaletin en kusursuz şekilde yaşanmasını öngörür. Ve tüm dünyada adaleti tesis edecek bir ahlak anlayışı sunar. Bu ahlak anlayışının bir gereği olarak da Müslüman bir kadının, hukukta en adil kararların alınabilmesi konusunda, elinden geldiğince yardımcı olması, buna engel teşkil edecek bir duruma yol açmaması gerekir.  
 
6)           İslam kolaylık dinidir.
Allah insanlar için zorluk dilemez. Allah Kuran ile kullarına “en rahat edecekleri, fıtratlarına en uygun, en güzel hayatı yaşayacakları” hayat şeklini tarif etmiştir. Bu hayat şeklinde, kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip oldukları, en güzel nimetler içerisinde, en zevkli, en konforlu şartlara sahip olarak yaşayacakları bir model anlatılmıştır. Ne kadınları ne de erkekleri sıkıntıya sokacak, ne de onlara eziyet olacak bir hayat şekli ve uygulama Kuran ahlakında yer almaz.
 
7)           İslam bağnazlığa karşıdır.
Bugün tüm dünyada ‘İslamofobi’ adı altında yaşanan korku, İslam dinine karşı değil, bağnazlığa karşı duyulan korkudur. Ancak İslam hakkında bilgisi olmayan kimseler, bu ayrımı yapmaları gerektiğinden habersizdirler.
Kuran, -ayetlerde belirtilen çok az sayıdaki haramlar dışında- özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açar. Ve modernliğin, sanatın, bilimin, neşenin, eğlencenin, mutluluğun imkanlarını sonuna kadar kullanmayı helal kılar.
Ancak bugün dünyada pek çok insan, İslam dini hakkındaki bu gerçeklerden habersizdir. İslam’ı, -haşa- dünya hayatını, özgürlükleri, sevinci, neşeyi, nimetleri kısıtlayan ve baskılayan bir inanç şekli sanmaktadırlar. Bu kanaate varmalarının en önemli sebebi ise, bu kimselerin, “bağnaz zihniyeti” “sözde İslam” olarak uygulayan kimseleri ölçü almalarıdır.
Bağnazlığın temsilcileri, İslam’da olmayan uygulamaları, sözde İslam adına uygulayarak Müslümanlığı dünyaya yanlış tanıtan insanlardır.
Gerçek İslam’da ise, Müslümanlar dünyanın en modern, en kaliteli, en temiz, en hoş, en iç açıcı, en nezih, en bakımlı, sanattan estetikten en çok hoşlanan ve bunları en mükemmel şekilde uygulayan, en güzel giyinen, en temiz, en kaliteli, en güzel döşenmiş evlerde, bahçelerde yaşayan insanlardır. Ve hedefleri de, dünya genelinde de böyle kaliteli bir inanç toplumu oluşturmaktır.
 
8)           İslam’da kadın istediği gibi hareket etmekte özgürdür.
‘İslamofobi’ anlayışının gelişmesine yol açan bir başka düşünce de, İslam’da kadının ikinci sınıf insan olarak görüldüğü yanılgısıdır. Kuran ayetlerinde hiçbir şekilde yeri olmayan, İslam dinine sonradan eklenen hurafeleri kaynak alan bu bağnaz ve sapkın düşüncede kadın, “buçuk yani yarım insan” olarak tanımlanır. Ve hayat tarzı, hak ve özgürlükleri de bu sapkın inanç doğrultusunda kısıtlanır.
Ancak gerçek İslam bu bağnaz düşüncenin tam tersidir. Kadın İslam’da alabildiğine özgürdür. İslam’da kadın, sadece erkeğin kontrolüyle hareket eden, özgür iradesini kullanma hakkı olmayan, geri planda kalan bir insan değildir. Kuran’da bildirilen çok az sayıdaki haramlar dışında, kadın müstakil bir varlıktır ve alabildiğine özgürdür.
Müslüman kadın güzel ahlakıyla, derin aklıyla, ustaca sanat ve estetik anlayışıyla, şefkat ve merhamet gücüyle, yüksek sorumluluk anlayışıyla, güzel üslubu, nezih anlatımı, etkili ve samimi konuşmalarıyla dünyayı güzelleştiren büyük bir nimettir.
Kadın, ayrıca Allah’ın dünyada yarattığı en güzel varlıklardan biridir. Allah’ın üstün yaratma sanatının, aklının, ilminin, güzelliğinin dünyadaki en muhteşem tecellilerindendir. Dolayısıyla güzelliği, nuru, etkileyiciliği ile de dünyayı süsleyen en güzel nimetlerdendir.
Ancak işte ‘İslamofobi’nin en önemli sebeplerinden biri, İslam’da kadının yeri ile ilgili tüm bu gerçeklerin bilinmemesidir.
 
Fransa, Belçika & İngiltere için çözüm, insanlara gerçek İslam’ın anlatılıp bağnazlığın ortadan kaldırılmasıdır
Kadınlara kıyafet yasağı getirmek ne Fransa’nın, ne Belçika’nın ne de İngiltere’nin sorunlarına çözüm olmayacaktır. 100 ya da 1000 tane kadının sokağa çıkmasını engellemek ya da çıktıklarında yüzlerini kapamalarını yasaklamak, bu o ülkeleri, kapıldıkları yanlış İslamofobi anlayışından kurtarmayacaktırAynı şekilde bu yasakların kaldırılması da, burka ve peçe ile dolaşan kadınlar için bir kurtuluş olmayacaktır.
Asıl çözüm ve rahatlık, her iki kesim açısından da, iki önemli konunun açıklığa kavuşturulmasıyla mümkün olur:
1- İslam’ı yanlış uygulayan bağnaz zihniyetteki insanlara gerçek İslam’ın anlatılması ve bağnazlıktan kurtulmalarının sağlanması.
2-İslam’ı yanlış tanıdıkları için İslamofobi korkusuna yakalanan insanlara, şahit oldukları bağnaz uygulamaların aslında gerçek İslam olmadığının anlatılıp, modern kaliteli Müslüman modelinin bu kimselere tanıtılması.
İşte bu iki konu çözümlendiğinde, ne Batı, İslam’dan ve Müslümanlardan korkacak ne de İslam’ı temsil etmeyen insanlar, İslam adına ortaya çıkıp İslamofobi’yi güçlendirecek bir model oluşturabileceklerdir. Dünya gerçek İslam’ın güzelliğini görecek ve bu kavrayışın konforunu yaşayacaktır.
 
Yazının İngilizce tercümesini aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:
You can read the English translation of the article from:
http://beforeitsnews.com/opinion/2013/09/islamofobia-the-ban-on-the-niqab-which-is-now-being-discussed-in-great-britain-2446104.html?currentSplittedPage=1


İzlenme: 1064
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR