kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

ATEİST DÜŞÜNCE SİSTEMİ YÜZYILIMIZ İÇİNDE NASIL PARÇALANDI

Gülay Pınarbaşı

Gülay Pınarbaşı

E-Posta : gpinarbasi@yahoo.com

İslam dini son yıllarda tüm dünyada çok büyük bir güç kazanmakta. İslam yalnızca Müslüman olarak bilinen ülkelerde güçlenmekle kalmadı, Çin’den Amerika’ya kadar tüm ülkelerde İslam’ın gerçek kaynağı olan Kuran’a ilgi hızlanarak arttı. İslam inancının yükselmesinde, ateist düşüncenin fikri temellerinin yıkılmasının etkisi büyük oldu. Dinsizliği bir bozgunculuk unsuru olarak kullanma taraftarı olmayan açık görüşlü insanlar ateizmden Allah inancına döndüler.
19. yüzyılda Marx, Engels, Nietzsche, Durkheim, Freud, Darwin gibi düşünürler ateist düşünceyi farklı bilim alanlarına uyguladılar. 19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıklayabildikleri bir dünyada yaşadıklarını sanıyorlardı. Tarih ve sosyoloji konusunda Marx ve Durkheim, psikolojide Freud, biyolojide ise Darwin ateizm temelli düşüncelerinin hiç sarsılmayacağını sanmışlardı. Oysa bu görüşlerin her biri 20. yüzyıldaki bilimsel, siyasi ve toplumsal gelişmelerle yıkıldı. Astronomiden biyolojiye, psikolojiden toplumsal ahlaka kadar pek çok farklı alandaki bulgu, tespit ve sonuçlar, ateizmin tüm varsayımlarını temelinden çökertti.

Söz konusu düşünürler bilimin evrende mekanik ve rastlantısal bir işleyiş olduğunu ortaya çıkaracağını sanmışlardı. Aksine bilim evrende olağanüstü bir düzen ve akıl olduğunu keşfetti. Bu keşiflerden en önemlisi hiç kuşkusuz evrenin bir başlangıcı olduğu tespitiydi. Batı dünyasındaki materyalist bilim adamları Eski Yunan felsefesine merak salmışlardı. Bu nedenle maddenin sonsuz olduğu görüşünü benimsediler. Georges Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri isimli kitabında “Evren yaratılmış bir şey değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde, evrenin Tanrı tarafından bir anda yaratılmış olması ve evrenin yoktan var edilmiş olması gerekir. Yaratılışı kabul edebilmek için, her şeyden önce, evrenin var olmadığı bir anın varlığını, sonra da, hiçlikten (yokluktan) bir şeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise bilimin kabul edemeyeceği bir şeydir.” diye yazdı. Politzer'in düşüncelerinin tam aksine bilim yokluktan oluşumu ispatlayarak kabul etti. Evrenin yok olduğu bir anın var olduğunun ortaya çıkması, ateist felsefeyi bir anda darmadağın etti. Bu andan sonra kendini zamanında ateist olarak nitelendiren felsefeciler veya bilimadamları oldukça sıkıntılı bir döneme girdiler. Örneğin materyalist fizikçilerden Arthur Eddington “felsefi olarak doğanın şu anki düzeninin birdenbire başlamış olduğu düşüncesi beni rahatsız etmektedir” sözü yaşadıkları sıkıntıyı bizlere göstermektedir. Daha sonradan Allah’a iman ettiğini açıklayan Anthony Flew ise, ‘Büyük Patlama modelinin’ bir ateist açısından oldukça sıkıntı verici olduğunu bunun nedeninin bilimin dini kaynaklarca savunulan bir iddiayı ispatlaması olduğunu beyan etti.
Yine materyalist fizikçi Lipson ise ‘eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz” şeklinde bilim dünyasına önemli bir uyarıda bulundu.

Günümüzde giderek azalsa da bazı bilim adamları Lipson’un yaptığı bu uyarıyı göz ardı etmekte. Bu tutumları ile bilime adeta ihanet eden bu kişiler tarihte toplumu çok büyük yanılgıya düşürmüş kişiler olarak anılacaklardır. Günümüzde de Marx, Nietzsche gibi düşünürler aynen böyle anılmaktalar.

Son olarak Economist dergisinin baş editörlerinden John Micklethwait ve yine aynı derginin Washington bürosu yetkilisi Adrian Wooldringe’nin Allah İnancının Avrupaya Geri Dönüşü ile ilgili eserinde 19 yüzyıl ateist filozoflarının, düşünürlerinin tahminlerinin 2009’a genildiğinde nasıl yanlış çıktığı anlattılar. Yazarlara göre teknoloji, demokrasi ve seçme özgürlüğü insanların kendi seçimlerini yapmasına imkan sağlayarak dini güçlendirdi. Dünya nüfusunun yüzde 80’ini yüzyılın ortasına kadar ana dinlerden birine üye olacak ve bu eğilim Avrupa’da da yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Uzmanlara göre bunun nedeni, Avrupa’ya dışarıdan gelen göçmenler, küreselleşme ve kötüleşen sosyal güvenlik sistemlerinden duyulan rahatsızlık. 2005 yılında Avrupa’da kendini ateist olarak niteleyen kişilerin oranı yüzde 30’larda iken bu oran 2009’da yüzde 18’e düştü. (Star Gazetesi, 26 Mayıs 2009)

Ateizim, sırtını dayadığı kozmoloji, biyoloji, psikoloji, tıp veya sosyoloji gibi kavramların eliyle çökmüştür. Ateizme dayanak yapılmaya çalışılan bu kavramlar 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren görüldüğü gibi Allah inancının yükselişine zemin hazırlamıştır.
 


İzlenme: 877
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Özür dilerim ama...

    Misafir Yani biraz özel olcak ama bu haberiyapan Gülay Pınarbaşı hanımefendi siz başörtülü bi bayansınız buna rağmen niye bukadar makyaj yapıyosunuz? İnsanlar saçınızdan tahrik olmasın diye başörtüsü takıyosunuz ama yüzünüze allık pulluk sürüp dikkat çekmeye çalışıyosunuz bu durumun sebebi ne? 20 Ocak 2013 20:10

  • Bilgisizce..cahilce...cahil cesaretiyle...

    Misafir yazıda anlattığınız hiç birşey akıllı ve mantıklı değil kusura bakmayın.. 22 Ocak 2013 00:02

  • Cevap

    Misafir Bana cahildiyen arkadaşım ben orda bişey anlatmadım soru sordum baş örtüsü dinimizce takılması gereken bişeydir ancak başörtüsü takan hanımefendi giyimine kuşamına da dikkat etmelidir burda gördüğümüz gibi hanımefendi başörtülü ama yüzünde makyajlı bu mu başörtülü bi bayanın yapması gereken 24 Ocak 2013 11:06

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ