kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

Gençlik “Az İnsan Çok Huzur” Felsefesiyle Nereye Sürükleniyor?

E-Posta :

 Son dönemde twittter’da özellikle gençler arasında “AZ İNSAN ÇOK HUZUR”  diye yeni bir slogan dolaşıyor. Karşılaştığım ifadelerden birkaç örnek vermek istiyorum:

 
Yeni hayat felsefem az insan çok huzur
Kural belli: az insan çok huzur
Az insan çok huzur değil hiç insan çok huzur
 
Rüyamda gördüm az insan çok huzur ama bu ancak rüyada görülüyor...
Böyle devam edip gidiyor. Daha genç yaşta insanlardan uzaklaşma hatta yapayalnız kalma isteği oluşmuş genç nesilde. Düşünün. Henüz 20’li yaşlarında ama insanlardan uzaklaşmak, onlarla muhatap olmamak, yapayalnız, tek başına kalmak isteyen büyük bir genç kitle.  
 
Bence bu öyle üstünden gülüp geçilecek bir durum değil. Hatta toplumun geldiği manevi durumun iyi anlaşılması ve acil tedbir alınması için de çok önemli bir alamet. 
 
İnsan neden yalnız kalmak ister? Neden etrafında insan olmamasını, kimseyle konuşmadan, görüşmeden yaşamayı daha cazip görür? 
Sorunun cevabını bulmak için bu ruh halinin kökenine inin. Derin düşünün. Ne buldunuz? 
 
Ben sevgisizliği buldum. Acıma ve merhamet duyguları zayıflamış, vefadan, sadakatten uzak yetişmiş, dünyada her şeyin karşılıklı olması gerektiğine inandırılmış, sevginin değil mantığın esas olduğu telkinlerini daha küçük yaşlarında almaya başlamış bir neslin manen çöküşünün izlerini buldum. Maddiyatı  esas alan, manevi değerlerin ruhunun gıdası olduğunu bilmeden yetişmiş bir nesli gördüm. 
 
Oysa bu gençlerin her uyandıklarında kendilerine böyle güzel bir hayat yaşattığı, nefes almayı, güzel ahlaklı insanlarla bir arada olmayı nasip ettiği için Allah’a şükretmeleri gerekir. Dünyanın daha güzel bir yer olması, barış kardeşlik içinde bir dünyada yaşamamız için bugün ne yapabilirim diye şevkle hayata başlamaları gerekir.
 
Ama böyle güne başlamanın ne demek olduğunu bile bilmiyorlar. Sonucunda da yalnız kalmayı, kimseyle göz göze gelmemeyi, konuşmamayı, muhatap olmamayı tercih eden mutsuz genç bir kitle oluşuyor. 
 
Unutmayın kimse durduk yere yalnızlığı tercih etmez. Demek ki gerçekten kısacık ömürlerinde bile yaşadıklarından canları yanmış, şahit oldukları şeyler insanlardan uzak yaşamayı tercih edecek hale getirmiş onları...
İşte bu sonuç dünyanın en büyük belalarından biri olan sevgisizliğin acı sonucu...
 
Sevgisizlik sadece onların değil tüm dünyanın benliğini kaplamış durumda. İnsanlar savaşı, barışa, huzura tercih ediyorlar. Sürekli savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar. Kanı durmak için yine kan dökülsün diyorlar. Bir bakın basında hemen hiç bir yazar uzlaşma mesajları veriyor mu? Kardeşliğin, dostluğun, sevginin, merhametin affediciliğin esas olduğuna dair tek bir cümle yazı yazıyor mu? 
 
İşte bunların toplamında da dünya çapında birbirinden nefret eden, tüm insanlığa karşı sevgisiz bir nesil yetişiyor. Yalnızlıktan hoşlanan, bunu hayatının en büyük ideali gibi gören bir nesil...
 
Ne ekersen onu biçersin sözü boşuna söylenmemiş. İnsan neyi hayatına yaklaştırırsa ruhunda neyi besleyip büyütürse onunla iç içe yaşar. Sevgiyse sevgi nefretse de nefret... Allah Al-i İmran Suresi’nin 182. Ayetinde  “Bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir.”der.
 
Yani insan eliyle, kalbiyle, vicdanıyla neyi tasdikler ve yaparsa, bir gün onunla mutlaka karşılaşır. Eğer zalimse mutlaka o zalimliğinin kötü sonuçları onu sarar. Bundan kurtulamaz. Eğer sevgiye önem vermiyorsa, çıkarları için insanlara yaklaşıyorsa bir gün bir yerde kendini yapayalnız, sevgisiz kalmış bir halde bulur. Sevilmeden, bütün hayatı mutsuz, huzursuz, sıkıntı içinde tükenip gider.
 
Bir anda kendini acımasız, merhamet yoksunu insanların elinde, ölmesi beklenen biri olarak bulur. Yani kendi nasıl bir felsefeyle yaşadıysa gün gelir kendini o sistemin içinde kilitlenmiş bulur. İşte bu; insanın kendi elleriyle önden sunduklarıdır. O ne sunduysa, kendisine de günü geldiğinde aynısı mutlaka sunulur...
 
Onun için  geç olmadan, bu genç insanlara dünyaya iman gözüyle nasıl bakacakları mutlaka öğretilmelidir. Nasıl büyük nimetler içinde yaşadıkları anlatılmalıdır. Her şeyin Allah'ın kontrolünde olduğu, sonsuz geçmişte belirlenmiş olan bir kadere göre yaşadığımız ve tüm gücün tek sahibinin Allah olduğu anlatılmalıdır. 
 
Unutmayalım ki sevgisizlik büyük bir bela ve içten sinsice ilerleyen bir kanser hücresi gibi dünyanın maneviyatını kemiriyor. Ama dünya bu hasta hücrelerle yaşamaya mahkum değil. Panzehir de belli. İman dolu bir sevgi anlayışı. Hiç kimse kendini nefretle yaşamaya mahkum etmeye de mecbur değil. Sevgiye tavır alınacak bir durum da yok.
 
İlk başta içten gelmese bile; hatta gurura çok ağır gelse bile dillere zorla sevgi dedirtelim. “Sevgi güzel, kardeşlik, barış, huzur güzel. Dünya güzel bir yer” dedirtelim. “Herkes birbirini sevsin” dedirtelim. Bunları söyletelim. O zaman Allah mutlaka yardım edecektir. Sevgiyi rahat rahat konuşur hale gelecektir insanlar.
 
Dünyanın başıboş bir yer olmadığını, herşeyin en ufak zerresine kadar Allah’ın kontrolünde olduğunu görecektir insanlar. Sırrın da Allah'ın Kuran’da bildirdiği ahlakı yaşamakta gizli olduğunu kavrayacaklardır. İşte o zaman gözler gerçekten görmeye, kulaklar gerçekten hakkıyla duymaya başlayacaktır.
 
Çünkü Allah Kendi ayetlerine uyan kullarına mutlaka sevgiyi yaşatır. O zaman gençler az insan çok huzur diye bir felsefeyi akıllarına bile getirmeyeceklerdir. Çünkü onları yalnız kalmaya iten her türlü kötü ahlak özelliği insanların üzerinden kalkacak ve yerine Kuran’ın tertemiz, sevgi dolu, samimi ruhu hakim olacaktır inşaAllah. 
 
Adnan Oktar diyor ki:Sevgi; terörü, anarşiyi, egoist, bencil olmayı, cimriliği kaldırır.


İzlenme: 1569
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR