kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

YERYÜZÜ KATMANLARI EVRİM YOK DİYOR...

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

Dünya tarihinin en büyük sahtekârlığı nedir diye sorulsa herhalde ilk verilecek cevap evrim teorisi olurdu. Hatta dünya tarihinin en büyük ve en uzun süreli sahtekârlığı da diyebiliriz buna.

Evrim teorisinin ilk olarak Charles Darwin tarafından ortaya atıldığı 1800’lü yıllarda bilim ve teknoloji, günümüzle kıyaslanamayacak derecede az gelişmişti. O nedenle o dönemlerde eldeki imkânların yetersizliğinden dolayı bir takım yanlış inançlar ve yanılgılar oluşmuştu. Ancak teknolojinin ilerlemesiyle bu yanılgılar ispatlandı ve tarihe gömüldü. Kimse de yıllar önce bulunan yanlış bilgilerin doğruluğu konusunda ısrarcı olmadı. Ne var ki aynı şey evrim teorisi için geçerli değildi. Charles Darwin’in 19. yüzyılın ilkel teknolojisine dayandırarak, ortaya tek bir delil koymadan öne sürdüğü evrim teorisi hala bazı çevreler tarafın kabul görüyor.

Darwin’in teorisini ortaya atarken ki en büyük avuntusu ileride bir gün, bilim geliştikçe teorisinin daha kesinlik kazanacağı ve daha net delilleneceğiydi. Oysa ileride ki günler, aylar, yıllar hatta koca bir asır Darwin’in beklentilerinin tam aksi yönünde gelişti. Yıllar Darwin’in teorisinin tam anlamıyla bir safsata olduğunu ve hiçbir gerçeklik payının asla olmadığını bilimsel olarak ispatladı. Ancak buna rağmen bazı bilimadamları bu gerçekleri görmezlikten gelerek, insanlara evrim teorisinin –ellerinde hiçbir delil olmadığı halde- bilimsel bir gerçek olduğunu anlatmaya, hatta bunun aksini söyleyenleri bilim düşmanı olduğunu söylemeye başladılar.  

Bazı insanlar evrimle ilgili konuların çok bilimsel olduğunu düşünerek bu konuları okusalarda anlamayacaklarını, konuların ağır ve karışık olduğunu, ancak bilim adamlarının bu konularda yorum yapabileceğini düşünürler. 

Oysa evrim teorisi son derece bilim dışı olduğu gibi, geçersizliği rahatlıkla herkes tarafından ispatlanabilecek çok rahat üzerinde araştırma yapılabilecek, yanlışlığı açık ve net olan bir konudur.

Paleontoloji, mikrobiyoloji, karşılaştırmalı anatomi, biyokimya, genetik, biyofizik evrim teorisinin alanına giren bazı bilim dallarıdır. Ben biraz paleontolojiden bahsetmek istiyorum. 

Evrimciler canlılığın ilkelden gelişmişe doğru kademe kademe oluştuğunu iddia ederler. 
Evrim teorisine göre örneğin sineği kovalayan bir dinazor, ön ayaklarını sürekli açıp kapatmış (sineği yakalamak için) sonra bir gün bu hareketi yaparken uçmaya başlamış ve dinazorlar böylece kuş olmuşlardır. 

Paleontoloji, yani fosil bilimi evrim teorisinin çürütülmesi ve ne büyük bir aldatmaca olduğunun görülmesi açısından çok önemlidir. Evrimcilerin iddia ettiği gibi yukarıda anlattığım tarzda bir yavaş ve kademeli geçişlerden oluşan evrim olsa bu aşamaların hepsini fosil kayıtlarında görüyor olmamız gerekirdi. Çünkü evrimcilerin iddia ettiği bu olay, yine onların iddiasına göre tabi, çok kısa bir süre içerisinde değil milyonlarca yıl içinde olmuştur. Yani dinazorlar iddiaya göre milyonlarca yıl sinek kovalamış ve bu süreç içerisinde yavaş yavaş kuşa dönüşmüştü. 

O zaman milyonlarca yıl sinek kovalayan bu kocaman hayvanların birer kuş olana kadar geçirdikleri devreye ait fosiller nerde?

Evrimciler gelişmemiş ve bir türün diğerine dönüşmesinde bir ara tür görevi gören hayali yaratıklara "ara geçiş formu" derler. Bu ara geçiş formlarının her türün oluşumunda yer almaları gerekir. Örneğin, bir canlı balıktan sürüngene geçiyorsa yeryüzü katmanlarında milyonlarca yarı balık yarı sürüngen canlıların bulunması gerekir. Aynı evrimcilerin biraz önce anlattığım iddialarına ait, yarı dinazor yarı kuş canlıların olması gerektiği gibi.

Ama gecegündüz yeryüzü katmalarında, arageçiş fosilleri arayan evrimciler, bir tane dahi istedikleri tarzda bir fosil bulamamışlardır. İşte bu durum başta evrimcilerin babası Charles Darwin olmak üzere, hepsinin en büyük hayal kırıklığı olmuştur. Milyonlarca yıl öncesine ait bulunan her fosil günümüzde yaşayan canlıların aynısıdır. Ne yarı balık yarı sürüngen, ne yarı sürüngen yarı kuş fosiline ne de benzerlerine asla ratlanmamıştır. Bulunan her yeni fosil evrim teorisine bir darbe daha olmuştur. 

Charles Darwin zaten daha teorisini yeni ortaya attığında Türlerin Kökeni isimli kitabında fosil kayıtları hakkında ne kadar endişeli olduğunu hemen dile getirmişti. 


Peki ama geçit bölgelerde, yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde, neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere (ara geçiş formlarına) rastlamıyoruz? Bu güçlük, uzun süre, kafamı karmakarışık etti. 

Türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse, neden her yerde sayısız geçişsel biçimlere (ara geçiş formları) rastlamıyoruz? Bugün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin karmakarışıklığı ile karşılaşmıyoruz? (Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s. 185)

Eskiden var olmuş ara çeşitlerin sayısının da gerçekten pek büyük olması gerekir. Öyleyse bütün yerbilimsel oluşumlar ve bütün tabakalar geçişsel biçimlerle (ara formlar) neden tıka basa dolu değildir? Yerbilim (jeoloji), organik yaratıkların böylesine kopuksuz bir zincirini asla günışığına çıkarmamıştır; ve bu, belki, Doğal Seleksiyon Teorisine karşı çıkarılabilecek en açık ve en zorlu aykırılıktır. (Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s. 349 )

Charles Darwin’in ümidi, tamamen bir safsatadan ibaret olan teorisini ispatlayacak ara geçiş formlarının fosillerinin kendi ölümünden sonraki senelerde bulunacak olmasıydı. Oysa olaylar hiç de onun beklediği gibi gelişmedi. Fosil kayıtlarını çoğalmasıyla, evrim teorisinin iddia ettiği türün türe yavaş yavaş ve kademeli gelişiminin asla gerçekleşmediği tam olarak ortaya çıktı. Beklenenin tam tersine türler, fosil kayıtlarında aniden ve en son halleriyle beliriyorlardı. 
Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı Dr. David Raup bu önemli bilgiyi şöyle verir: 
"Çoğu insan fosillerin, Darwin'in hayatın tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysa ki bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir." (SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,URL: Evolution: Fact or Fallacy? ) 

Şu an günümüzde 100 milyonlarca fosil bulunmuştur ve daha da bulunmaktadır. Dünyanın çeşitli yerlerindeki fosil parklarında profesyonel arkeologların yanı sıra küçük çocuklar bile fosil araştırması yapmaktadır. Ancak yıllardır yapılan çalışmalar ve kazılar sonucunda tek bir tane bile ara geçiş formuna rastlanmamıştır. Bu da hiçbir dönemde türlerin birbirlerine dönüşmediklerinin, yani evrimin gerçekleşmediğini ispatlayan çok önemli bir delildir. Evrimcilerin iddialarının aksine canlılar birbirlerinden türememişlerdir. Fosil kayıtlarında da görüldüğü gibi, canlılık aniden, en son halleriyle, birden bire belirmiştir. Balıklar her zaman balık, köpekler her zaman köpek, atlar her zaman at, maymunlar her zaman maymun, insanlarda her zaman insan olmuşlardır. Ne köpekler evrimleşerek at, ne ayılar evrimleşerek balina, ne de maymunlar evrimleşerek insan olmuştur. Paleontolojinin yani fosil kayıtlarının bize gösterdiği gerçek şudur. 
Evrim yoktur. 
Evrim bir aldatmacadır. 
Evrim ispatlanmamış, uydurma bir teoridir. 
Canlıları,tüm çeşitlilikleri ve mucizevi özellikleri ile üstün olan Allah yaratmıştır. Tüm canlılar Allah'ın birer mucizesi ve kusursuz yaratışıdır. 


İzlenme: 2147
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR