kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

Tevekkül Etmenin Konforunu Yaşayın

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

 Rabbimiz biz kullarına dünyadaki imtihanımızı kolayca tamamlayacağımız bir konfor sunmuştur: Bu konfor Allah’a tevekküldür, yani Allah’ı vekil tutmak, her işimizde yalnızca Allah’a güvenip dayanmak, yardımı yalnızca O’ndan beklemektir.

Bir kişi çoğu zaman yaptığı işin sonucunun ne şekilde biteceğini tam bilemeyebilir veya o iş umduğu şekilde sonuçlanmazsa ondaki hayırları göremeyebilir, ama her şeyi Yaratan Rabbimiz tüm işlerin en girift yönlerini, hayırlarını, şerlerini en iyi bilen ve görendir. İşte bunu bilen bir mümin, hiç bir olay karşısında ümitsizliğe, karamsarlığa, endişeye kapılmaz, hüzünlenmez, korkmaz ve mutsuz olmaz.

Mütevekkil (tevekkül eden) bir karakter Allah’ın sonsuz gücüne, ahiretin varlığına kesin olarak kanaat getiren her insan için en kolay kazanılacak Müslüman özelliklerindendir. Çünkü Allah zaten insanı yaratırken onun fıtratına Zatı’na sevgi, derin bağlılık, güçlü bir iman, güven duymaya elverişli yaratmıştır. Ayrıca Allah, kullarını tevekkülden zevk alacağı ve uyguladığında da büyük bir rahatlık elde edeceği şekilde de yaratmıştır. Tevekküllü olmaya niyet eden bir kimsenin üzerindeki tüm zorluk zincirleri; sıkıntılar, üzüntüler bir anda kalkıverir. Yaşam kalitesi artar. Maddi manevi rahatlık bulur. Dolayısıyla dünya hayatındaki imtihanı da alabildiğine kolaylaşır. Böyle bir konfora ulaşabilmek için kişinin sadece samimi olarak niyet etmesi ve bu niyetinde irade göstermesi yeterlidir.

Aksinde ise; yani Allah’a güvenmeyen, Allah’ı dost ve vekil edinmeyen, haşa kaderi kendisinin yönettiği zannına kapılan insanlar, aslında teslim olamamanın getirdiği karanlık bir ruh hali ile dünyalarını adeta cehennem hayatına çevirirler. Gelin şimdi tevekkül eden bir insan ile tam tevekkül edemeyen bir insanın özelliklerini karşılaştıralım:

Allah’a tevekkül etmeyen bir kişi için hayat çok büyük bir keşmekeştir. Amansız bir mücadele ortamıdır. Kendisi de dahil olmak üzere, etrafındaki her şeyin, her olayın tesadüfler neticesinde meydana geldiğini sanır. Bu sebeple de hiçbir zaman gerçek bir güven duygusu, huzur, mutluluk bulamaz. Çünkü -onun düşüncesine göre- tesadüfen gelişen olaylarda her an bir aksilik baş gösterebilir.

Böyle kişiler daha en başta, kendisini küçüklüğünden itibaren yediren, içiren, barındıran, büyüten, hastalandığında ona şifa veren, sahip olduklarını tümünü kendisine bahşedenin Allah olduğundan gafildirler. Kendilerine bu imkânları sağlayanın çevresindeki insanlar olduğunu sanırlar. Onlara haşa ilahlık vasfı atfederek çok büyük bir yanılgıya da düşerler. Oysa kendisinden medet umulması, yardım beklenilmesi gereken yegâne mutlak güç Allah'tır.

Allah’a tevekkül etmeyen bir kişinin hayatı endişeler ve vesveseler üzerine kuruludur. Zamanının önemli bir bölümünü, gelecekte muhtemel olarak gelişebilecek olumsuzluklar hakkında kaygılanmakla geçirir: Her an sağlığı bozulabilir, kanser gibi vahim bir hastalığa yakalanabilir, yakınlarını kaybedebilir, işinden atılabilir, kaza yapabilir, eşinin dostunun vefasızlığını görebilir... Bunlar gibi yüzlerce konu hakkında çeşitli ihtimaller düşünerek endişelenir. Her bir detay için ayrı ayrı endişelenmek, hesap yapmak durumunda kaldığı için de, karamsar, panik, hüzünlü, tedirgin, korkak, dolayısıyla psikolojik yönden son derece sağlıksız biri olur. Bu ruh hali onu o kadar yıpratır ve çökertir ki artık fiziksel görüntüsüne kadar yansır bu durum; yaşlı, sağlıksız bir bedene, mat ve donuk bakışlara, sapsarı bir cilde, gerilimli bir ruh haline bürünür. En önemlisi ise kendisini ve çevresindeki olayları Allah’tan bağımsız geliştiğini zannettiği için farkında olmadan yüzlerce bağımsız faktörü ilah edinerek Allah’a şirk koşmuş olur ki, şirk ise büyük bir günahtır.

Allah’a tevekkül etmeyen bir kişi, karşılarına çıkan tüm aksaklıkları ve sorunları kendisinin çözeceğini sanarak müthiş bir gerilime girer. Oysaki her ne yaparsa yapsın, Allah dilemedikçe hiçbir konuya çözüm getirmesi mümkün olmaz. Çözüm bulduğunda, bu da yine ancak Allah’ın emriyle gerçekleşir. Bu nedenle teslimiyetli bir insan, tüm çözümleri dener, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ancak sonucu yaratacak olanın Allah olduğunu bildiği için, bunları huzur ve rahatlık içinde yapar.

Peki teslimiyetli bir ruh hali nasıl kazanılabilir?

Her şeyin tek Yaratıcısının, tek sahibinin ve tek hakiminin Allah olduğunu kavraması bir kişinin teslimiyetli ruh halini elde etmesinde ilk adımdır. Dünya üzerinde nereye gidilirse gidilsin, Allah’tan bağımsız, canlı cansız tek bir varlık veya nesne yoktur. Her şey ve herkes Allah’a boyun eğmiştir, Allah’ın emri altındadır. İnsanın dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren karşılaştığı iyi ya da kötü gibi görünen her olayı, her detayı Allah kusursuz, mükemmel, hikmetli ve en güzel şekilde yaratır. Tüm hayatı bir bütün olarak, yalnızca Allah kontrol eder. “O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur.” (Hud Suresi, 56) “Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allah’ındır; her şey Allah’a ‘gönülden boyun eğmiştir.” (Rum Suresi, 26) İşte, bir insanın tevekkülün ve imanın konforundan yararlanabilmesi için kesin ve değişmez olan bu gerçeği asla aklından çıkarmaması gerekir.

Elbette ki insan fiili olarak elinden gelen her yolu denemeli, tüm sebeplere sarılmalı, aklı ve vicdanı oranında gücünün yettiği en fazla çabayı harcamalı; ancak bunların sadece birer dua mahiyetinde olduğunu da asla unutmamalı. Çözümün yalnızca Allah’a yönelmek ve teslim olmak olduğunu bilmeli. Bu ruh halini elde eden biri, işte dünyanın en büyük konforuna erişmiş, cennet hayatını daha dünyada iken başlatmış olur.

Ebru ALTAN

 

https://www.facebook.com/ebrualtan2012

https://twitter.com/ebru_altan_

altanebru@hotmail.com.tr


İzlenme: 1173
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR