kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

ŞEHİRLİ DİNDARLAR, BEDEVİLER VE ŞİDDET

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

 Son zamanlarda İslam ülkeleri başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında ortaya çıkan bazı şiddet yanlısı örgütler kendilerini sözde bir din adına hareket ediyor gibi göstermekte, bu şekilde cahil kitleleri etkileyerek sayılarını gün geçtikçe daha da artırmaktadırlar. Oysa çeşitli terör eylemleri gerçekleştiren, baskıcı rejimler oluşturan, dünyayı güzelleştirmek yerine çirkinleştiren bu kişi ve gruplara karşı uygulanması gereken tek bir çözüm vardır: Bu çözüm, gerçek din ahlakının ortaya konmasıdır.

Hıristiyan dünyasında da tarih boyunca benzer örnekler ortaya çıkmıştır. Örneğin Haçlılar, 11. yüzyılın sonunda kutsal toprakları (Filistin civarını) fethetmek amacıyla Avrupa'dan yola çıkan Avrupalı Hıristiyanlardı. Sözde dini bir amaçla yola çıkmışlardı, ama geçtikleri her yere vahşet ve korku götürdüler.

Sivilleri toplu katliamlara uğrattılar, pek çok köy ve kenti yağmaladılar. Müslüman, Yahudi ve Ortodoks Hıristiyanların İslam idaresi altında huzur içinde yaşamakta olduğu Kudüs'ü fethettiklerinde ise, büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Elbette ki tüm bu barbarlık Hıristiyanlığa aykırıydı. Çünkü Hıristiyanlık, İncil'deki ifadeyle gerçekte bir "sevgi mesajı"dır. Yeni Ahit'in -tahrif edilmiş olmasına rağmen- hiçbir yerinde şiddeti meşrulaştıran bir hüküm yoktur; masum insanların katledilmesi ise tahayyül bile edilemez.

Peki Hıristiyanlık şiddete hiç yer vermeyen bir sevgi dini iken, Hıristiyan Haçlılar nasıl olmuş da tarihin en büyük vahşetlerini gerçekleştirmiştir? Bunun en büyük nedeni, Haçlıların cahil insanlardan oluşan bir topluluk olmasıdır. Kendi dinleri hakkında hiçbir şey bilmeyen, İncil'i okumamış, Hıristiyanlığın ahlaki kıstaslarından habersiz olan kitleler,

Haçlı sloganlarıyla barbarlığa sürüklenmişlerdir. Haçlılar örneği genel bir olguyu göstermektedir: Eğer bir topluluk medeniyetten uzak, fikri yönden az gelişmiş, "cahil" insanlardan oluşuyorsa, o zaman şiddete eğilimleri çok yüksek, şiddete yönlendirilebilmeleri ise çok kolay olur. İslam dünyasında da bunun örnekleri yaşanmıştır.

Peygamberimiz döneminde Arabistan'da iki temel sosyal yapı vardı. Şehir insanları ve Bedeviler. Arabistan'ın şehirlerinde o dönemin şartlarına göre oldukça sofistike bir kültür gelişmişti. Ticari ilişkiler bu kentleri dış dünyaya bağlıyor ve bu, şehirli Arapların "görgü"lerini artırıyordu. Şehirli Araplar giyim kültürüne sahiptiler, edebiyattan ve özellikle de şiirlerden hoşlanıyorlardı.

Bedeviler ise çölde yaşayan göçebe kabilelerdi ve çok geri bir kültüre sahiptiler. Sanat ve edebiyattan tümüyle habersizdiler. İslam, yarımadanın en önemli şehri olan Mekke'nin sakinleri arasında doğdu ve gelişti. Ama İslam yayıldıkça Arabistan'ın tüm kabileleri onu aşama aşama kabul ettiler. Bunlar arasında Bedeviler de yer alıyordu. Ama Bedeviler İslam'ın derinliğini kavrama konusunda çok yetersizdiler. Bir Kuran ayetinde, Allah Bedevilerin durumlarını şöyle açıklamaktadır: "Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 97)

Bedeviler, yani "inkâr ve nifak bakımından daha şiddetli" olup sınır tanımamaya müsait olan sosyal gruplar, Peygamberimiz döneminde İslam Dünyasına dahil oldular. Ancak sonraki dönemlerde İslam Dünyası içinde sorun oluşturmaya başladılar. Bedeviler arasında gelişen "Hariciler" adlı mezhep bunun bir örneğiydi. Sünni inancının dışına çıktıkları için "Hariciler" (isyan edenler) olarak bilinen bu batıl mezhebin mensuplarının en temel özelliği, son derece katı, vahşi ve fanatik olmalarıydı. İslam'ın özü, Kuran ahlakının meziyetleri konusunda kavrayışa sahip olmayan Hariciler, kendilerinden olmayan tüm Müslümanlara karşı savaş açtılar. Dahası "terör" eylemleri düzenlediler. Peygamberimizin en yakın sahabelerinden biri olan ve onun tarafından "ilim şehrinin kapısı" olarak sıfatlandırılan Hz. Ali, bir harici tarafından düzenlenen bıçaklı suikast sonucunda şehit edildi. Haçlılar nasıl Hıristiyanlığı gerçek anlamından tamamen çarpıtarak bir vahşet öğretisi gibi yorumladılarsa, ortaya çıkan birtakım sapkın gruplar da Kuran'ı yanlış yorumlayarak şiddet uyguladılar. Her ikisinin de ortak yönü, Kuran'daki ifadeyle "Bedevi" karakterine sahip, yani kültürsüz, kendi içine kapalı, sevgi, şefkat gibi güzel hasletlerden yoksun, şiddet yanlısı, kaba tabiatlı insanlar olmalarıydı. Uyguladıkları vahşet, bu sosyal yapının bir sonucuydu, mensup olduklarını iddia ettikleri dinin değil. Bu tarihsel örnekler, oldukça aydınlatıcıdır. Çünkü, bugün de din adına ortaya çıkarak terör uygulayanlar, kendileriyle aynı inanca sahip olmayan kişilere yönelik şiddet ve baskıyı yol olarak benimseyenler veya bunu destekleyenler İslam'dan değil "bedevi karakteri"nden yola çıkmaktadırlar. İslam'ın özünü hiçbir şekilde anlamamakta, bir barış, sevgi, şefkat ve adalet dini olan İslam'ı, kendi sosyal ve kültürel yapılarından kaynaklanan barbarlığa kendi cahil anlayışlarının haşa kaynağı gibi göstermeye çalışmaktadırlar. (İslam dinini ve Kuran’ı tenzih ederim) Gerçekte ise, sevgiden yoksun, bu vahşi tabiatlı insanlar; özünde barış, sevgi, adalet olan İslam'a en büyük düşmanlığı yapmaktadırlar.

Son birkaç asırdır İslam Dünyasının dört bir yanındaki Müslümanlar, Batılı güçler veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır. Bu, Müslümanların Kuran'a göre anlaması, yorumlaması ve tepki vermesi gereken bir durumdur.

Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette tepki duymaları, Kuran’a uygun, en akılcı karşılığı vermeleri meşru bir haktır. Ama bu hiç bir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete neden olmamalıdır. Dolayısıyla, suçsuz insanlara karşı terör uygulamanın, aynı inancaya sahip olmayan kişilere yönelik şiddetin ve baskının gerçek İslam'la hiç bir ilgisi yoktur. Bugün Batı dünyasının içinde, zalim, bozguncu, çatışmacı unsurlar olduğu gibi, özellikle Hıristiyanlıktan kaynak bulan barışçı, iyiliksever ve adalet yanlısı bir kültür de vardır. Aslında dünya üzerindeki temel fikir ayrılığı Batı ve İslam Dünyası arasında değil, hem Batı'da hem de İslam Dünyasındaki dindarlar ile din aleyhtarları (materyalistler, ateistler, Darwinistler vs.) arasındadır.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin de söylediği gibi “Avrupa ikidir.” Birinci Avrupa, yani dindar Avrupa, Müslümanların müttefiğidir ve dünya üzerindeki yangın ancak tüm inananların ittifakıyla söndürülebilir. Ne İslam dünyası bu yangını tek başına söndürebilir, ne de Hıristiyan dünyası. O nedenle de bu birlik için hızla adım atmanın, inananlarla kenetlenmenin, ortak bir kelimede birleşip bozgunculara karşı ortak fikri mücadele yürütmenin zamanı gelmiştir.

Ebru ALTAN

 https://www.facebook.com/ebrualtan2012

https://twitter.com/ebru_altan_

altanebru@hotmail.com.tr


İzlenme: 620
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR