kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

ÖLÜMDEN KAÇIŞ VAR MI?

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

Dünyada bugüne kadar belli bir yaştan sonra hayatta kalan hiç kimse olmamıştır. Her vakti gelen süresi gelince vefat etmiştir.
 
Yalnız tekrar vurgulamak istiyorum, hiç kimse ama hiç kimse belli bir sürenin dışında burada kalamamıştır. Ne kadar isterse istesin kalamamışlardır.
 
En fakir insan da, en görkemli, şaşalı hayat yaşayan güç sahipleri de, tüm dünyanın imkanları elinde olanlar da, imparatorlar, kraliçeler, prensler, güzel insanlar, ünlüler, ünsüzler; bilim adamları, profesörler, araştırmacılar, yazarlar, doktorlar, sıradan vatandaşlar, kimse ama kimse.....
 
Kamer Suresi, 49’uncu ayette Rabbimiz, ‘Hiç şüphesiz, biz her şeyi kader ile yarattık.’ diye buyurarak, her şeyin Kendi taktiri dahilinde olduğunu haber vermiştir. Ayrıca Rabbimiz Lokman Suresi’nin 34’üncü ayetinde de, ‘Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdârdır.’ diye bildirerek kimsenin bu bilgiye sahip olmadığını, ölüm vaktine yalnız Kendisinin vakıf olduğunu bildirmiştir.
 
Peki insanlık tarihi sürecinde bugüne kadar hayatta kalmayı isteyenler hiç olmadı mı?
 
Tabi ki oldu, hem de deliler gibi. Pek çoğu ellerinden geldiğince uzun yaşayabilmenin, ölümü ortadan kaldırmanın yollarını aradılar. Ölümü uzaklaştıramayacağını anlayanlar, hiç olmazsa öldükten belli bir süre geçtikten sonra geri döneyim düşüncesinde oldular. Mumyalama teknikleri, özel odalar, özel hesaplamalar yaptılar kendilerince. Akıllarının, zekalarının, imkanlarının el verdiği ölçüde ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ama başaramadılar.
 
Ne herhangi cansız bir şeye hayat vermeyi başarabildiler, ne ölüme çare bulabildiler ne de öldükten sonra geri gelebilmeyi başarabildiler. Hiç bir imkan, formül çare olmadı. Deliler gibi istemelerine rağmen.
 
Neden? Çünkü hayat veren ‘Hay’ sıfatının tek sahibi Rabbimiz’dir, ondan. Her şeyi Allah yaratır; imkansız gibi görünen herhangi bir şeyi Allah imkanlı kılar; minicik bir hücreden, eli, kolu bacağı olan, düşünme yeteneği bulunan, eğlence anlayışı, algıları, zevkleri, hisleri, davranış biçimleri, kişilik özellikleri olan insanları, canlıları Allah yaratır. Cansız bir hücreyi, canlı hale Allah getirir. Hücrelere, kaslara, sinirlere yaşam emrini Allah verir. Allah ‘Hay’ sıfatıyla tecelli etmedikten sonra bir beden asla can bulamaz. Hayat bulamaz. Yaşayamaz. İsterse eksiksiz tüm fonksiyonlarıyla bir arada bulunsun. Sadece öylece serili durur. Ruh olmadıktan sonra, Allah ruhundan üfürmedikçe kitlevi bir beden olarak, cansız bir şekilde sadece ceset olarak kalır. Hayatı veren Allah’tır, hayatı alan da yine Allah’tır.
 
Peki neden ölüm var? Çünkü burası sonsuz yaşamın yeri değil. Burası geçici dünya hayatı. Burası bir denenme, test mekanı. Burası bir kurs. Ruhun terbiyesi için geçici süre kalınması gereken bir talim alanı.
 
Bu nedenle her şey eksik. Güzeli biliriz, Allah içimizde güzele karşı bir özlem, güzelliğe ulaşma isteği yaratır. Bu ruhumuzun özünde vardır çünkü ruhumuz sonsuzluğa ayarlı yaratılmıştır.
 
Sonsuz olan Rabbimiz, bize sonsuz ruhundan üfürmüştür. Bu nedenle bizler de özümüzde var olan bu isteğe ayarlı bir iç güdü ile yaratılmışızdır. Özümüzde cenneti biliriz ve ruh hep bu özlemi, mükemmelliği, kusursuzluğu arar. Her şeyin en iyisini ister. Fakat bu dünyada bir türlü bunlara tam olarak ulaşamaz.
 
Hatta daha iyisine kavuşayım derken bakar ki zaman ilerlemiş, her şey daha da yıpranmış, eskimiş, kendisi de yaşlanmış. Sonuç zaten nihai, kaçınılmaz olan ölümdür. Rabbimizin Ali İmran Suresinin, 185’inci ayetinde bildirdiği gibi, ‘her nefis ölümü tadıcıdır.’
 
İsterlerse şu ana kadar gelmiş gelmiş tüm insanlar bir araya gelsin, tüm bilgilerini, imkanlarını birleştirip ittifak etsinler, yine de ölüme çare bulamazlar. Çünkü kontrol yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah’ımızındır. Allah kaderde kısa süreli, dünya denen mekandaki eğitim sistemini taktir etmiştir. Her gelen de bu süreçten geçecektir.
 
İnsanların çoğu ölümü unutarak yaşamaya çalışırlar. Bu ahiret inançlarının zayıflığından, iman zafiyetinden kaynaklanır. Ölümü bir yok oluş zannettikleri için. Halbuki sevdikleri, bırakmak istemedikleri, deliler gibi bağlı oldukları bu dünyada var olanların kat kat fazlası, kıyaslanamayacak derecede mükemmel olarak ahirette, sonsuzlukta zaten vardır. Tüm bunların üzerinde Allah’ın hoşnutluğu ve rızasıyla, sevgisiyle, yakın dostluğuyla birlikte.
 
Ölümden kaçış olmadığına göre yapılması gereken ne? Yapılması gereken, ölümü, ahireti, Allah’ı unutmaya çalışmayı bırakıp, önce Allah’ı dost edinmektir. Önce Allah’ı en yakınımız olarak, en sıcak dostumuz olarak sevmeyi öğrenmektir. Ona her şey için şükretmektir. Samimi olmaktır. Allah Müslümanların birleşmesini istiyor; bu konu üzerinden geçilemeyecek derecede önemlidir. O halde birlikteliği isteyeceğiz. Birlikteliği savunacağız, bunun için dua edeceğiz. Göreceksiniz Allah yolunuzu aydınlatacak, sizlere kolaylık verecek, yardımını hep hissettirecek, mutluluk, iç huzuru verecek.
 
Allah’a kendini teslim edenlere Allah yollarını mutlaka açar. Dünyalarını da ahiretlerini de güzelleştirir.
 
Bizim uğrumuzda mücadele edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir. (Ankebut Suresi, 69)
 
https://www.facebook.com/ebrualtan2012

https://twitter.com/ebru_altan_

altanebru@hotmail.com.tr


İzlenme: 727
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Teslimiyet

    Misafir Çok teşekkürler.Allah razı olsun......... 02 Şubat 2013 19:57

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR