kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

Medeniyetler Diyarının Kurtuluşu İçin Mümkün Olan Tek Yol

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

Yaklaşık 7000 yıllık köklü bir geçmişe sahip, Asya'yı Afrika'ya bağlayan stratejik konumu, verimli toprakları, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yanı sıra kültür ve medeniyet zenginliği, tarihi geçmişi her zaman dikkati çekmiş, dünyada ve bölgede önemini hiçbir zaman kaybetmemiş, Arap ve İslam dünyasına ilham kaynağı olmuş, müşterek kültür ve değerlere haiz olduğumuz kardeş ülkelerden biri; Mısır...

Arap ve İslam dünyasının en etkili merkezlerinden ve sadece bölgesel barışın değil, küresel barışın da baş aktörlerinden biri.

Ne var ki tarihi ve kültürel açıdan dünyanın en zengin uygarlıklarına beşiklik yapmış olan bu seçkin ülke son dönemde kan gölüne dönmüş durumda.

"Medeniyetler diyarı" bugün duman altında...

**

Ordunun kendi ülkesine verdiği zarar, Ocak 2011'de başlayan halk gösterilerinden, Muhammed Mursi'nin yönetimde kaldığı sürenin sonuna kadar geçen zamanda ortaya çıkan zarara kıyasla çok daha fazla; bu açık bir gerçek.

Nitekim son olaylar Mısır'a demokrasi ve insan hakları bakımından çok büyük darbe vurdu.

60 yıl önce cumhuriyet ilan edildiğinden bu yana Mısır'da ilk kez demokratik bir seçimle başa gelmişti Cumhurbaşkanı Mursi.

Göreve geldikten tam bir yıl sonra ise genelkurmay başkanı olmaya rütbesi yetmediği için bizzat korgeneralliğe terfi ettirdiği ve ordunun başına getirdiği Abdülfettah el-Sisi tarafından askeri darbeyle indirildi.

Hiç kuşku yok darbeler insanlığa ve demokrasiye karşı işlenmiş suçlardır. Tarihin hiçbir döneminde insanlığa bir faydaları olmamıştır. Mısır'da da tüm dünyanın gözü önünde büyük bir insanlık suçu işlenmiştir.

Demokratik haklarını kullanarak tepkisini gösteren sivil halk acımasızca katledilmiş, insanlar camilerde namaz kılarken, sokaklarda yürürken öldürülmüşlerdir.

Ordunun bir buçuk aydan bu yana sürdürdüğü saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı günden güne artmakta, Mısır'dan her gün yeni bir katliam haberi gelmektedir.


Allah'tan korkan vicdan ve iman sahibi hiç kimsenin, özellikle de Osmanlı'nın varisi ve Türk-İslam medeniyetinin en güçlü ve yegane temsilcisi olan Türkiye'nin bu yaşananlara kayıtsız kalması mümkün değildir.

**

Öncelikle şu unutulmamalıdır; gerek Mısır'da gerekse dünyanın dört bir yanında zulüm gören Müslümanlar, işkenceye uğrayan, ibadethaneleri yakılıp yıkılan zavallı insanlar, masum çocuklar, yaşlılar tüm İslam aleminin sorumluluğundadır.

Allah ihtiyaç içindeki mazlumlar için tüm Müslümanların çaba göstermeleri gerektiğini şöyle bildirmektedir:

Size ne oluyor ki Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

Vicdanıyla düşünen her insan, üzerine düşen bu sorumluluğun farkına varmalı ve din kardeşlerinin kurtuluşu için kendisinin de bir şeyler yapması gerektiğini kabul etmelidir. Nitekim içinde bulunduğumuz devir sessiz kalacak, umursuz davranacak, sonuçsuz tartışma ve çekişmelerle vakit öldürecek bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman şiddetli zulüm altındayken onların hayatı ve güvenliği için çaba göstermemek ahirette vebali olacak büyük bir vicdansızlıktır.

O halde çözüm nedir? Zulmün bir an önce durmasını isteyen insan ne yapmalıdır?

**

Allah Kuran'da Müslümanlara birlik olmalarını, dağılıp ayrılmamalarını emretmektedir:

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın... (Al-i İmran Suresi, 103)

Müslümanların birlik olmamaları durumunda ise manevi güçlerini kaybederek ezilip mağlup olacaklarını şöyle haber vermiştir:

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk olur. (Enfal Suresi, 73)

Günümüzde ise Müslümanlar tamamen dağınık haldedirler.



Oysa aynı Allah’a, aynı kitaplara, aynı peygamberlere inanan, aynı kıbleye dönen insanların ayrılığa düşmeleri, dahası birbirlerine cephe almaları apaçık bir fitnedir.

Hangi mezhebe mensup olursa olsunlar tüm Müslümanlar kardeştir. Müslümanlar bu gerçeğin şuuruna varmalı, öldürülen, işkence gören, yurtlarından sürülen, açlığa maruz bırakılan kardeşlerini zulüm ve esaretten kurtaracak tek çözümün birlik olduğunu kavramalı, zaten bugüne kadar epey vakit kaybedildiğini de göz önünde bulundurarak derhal harekete geçmelidirler. Yapacakları tek şey ise Allah’ın ve Resulü (s.a.v.)’in gösterdiği yolu; İttihad-ı İslam'ı savunmak, bu birliğin bir an önce tesis edilmesi için gayret göstermektir. 

Müslümanların birleşmesi için çaba harcamayanlar ise şehit olan, yaralanarak sakat kalan, işkence gören her Müslümanın kanından, gözleri önünde aileleri öldürülen her masumun yaşadığı dehşet ve korkudan sorumlu olacaklardır.

Unutulmamalıdır ki zulme rıza zulümdür. Aynı şekilde; zulme karşı sessiz kalmak da zulme ortak olmaktır.

Buna göre; yeryüzündeki fitnenin son bulmasını isteyen bütün Müslümanlar hem sözlü olarak “Ya Rabbi, İttihad-ı İslam’ı bir an önce meydana getir” diye dua etmeli, hem de bu yönde ciddi bir fiili çaba sarf etmelidirler.

Bu konuda yapılacak en önemli çalışmalardan biri ise Müslümanların arasında kardeşliğin, sevgi ve dostluğun güçlenmesi, Müslümanların fikir ve mezhep ayrılıklarından doğan anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp birlik olmaları için yoğun bir faaliyet gösterilmesidir.

Kimse, "Benim çabamdan ne olur?" dememelidir.

Din kardeşlerimizin zulüm altında kaldığı Ahir Zaman'ın bu en şiddetli döneminde Allah'tan korkan herkes üzerine düşen bu görevi aciliyetle yerine getirmelidir.

Zulüm devri ancak İttihad-ı İslam ile kapanacak, Müslümanların kardeş olduklarını hatırlayıp sevgiyle, şefkatle birbirlerini kucaklamaları özgür, aydınlık, müreffeh bir dönemin başlamasına vesile olacaktır.

**

"Müslümanların kurtuluşu neden İttihad-ı İslam'a bağlı?" denecek olursa...

Bilindiği gibi dünyanın dört bir yerinde Müslümanlar yıllardan beri katliamlara, işkencelere maruz kalmakta, kendi topraklarında sürgün hayatı yaşamaktadırlar.


Irak'tan sürekli ölüm haberi gelmekte, Kerküklü kardeşlerimiz ölüm korkusuyla yaşamakta, Kırım'da Müslümanlar zorluklar altında varlıklarını devam ettirmeye çalışmakta, Afganistan'da neredeyse her gün Müslüman kanı dökülmektedir.

Pakistan'da binlerce Müslüman kendi ülkesinde mülteci konumuna düşmüş durumdadır.

Yakın geçmişte Bosnalı Müslümanlar tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa'nın ortasında, acımasızca soykırıma tabi tutulmuşlardır.

Pek çok ülkede hapishaneler, inanç ve düşüncelerinden dolayı tutuklanmış Müslümanlarla doludur.

Müslümanlar en az yüz yıldır baskı altında acımasızca ezilmektedirler.

İşte bu fitnenin  son bulması ve akan kanın bir an evvel durması ancak İttihad-ı İslam'ın kurulması, yani tüm dünya Müslümanlarının biraraya gelip büyük bir güç oluşturmasıyla mümkündür.

Nitekim birlik olduğu takdirde kimsenin Müslümanlara en ufak bir zulüm uygulamaya güç yetiremeyeceği açıktır.

O nedenle bugün Mısır başta olmak üzere Suriye'yi, Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Moro'yu, Arakan'ı; kısacası zulüm gören bütün Müslüman halkları kurtaracak tek çözüm İttihad-ı İslam'dır.

En önemlisi de bu, Allah'ın üzerimize farz kıldığı bir emirdir.

Eğer İslam alemi Müslümanların daha fazla zulüm görmemesini istiyorsa, bunun yanı sıra güçlü ve müreffeh bir medeniyet olmak, dünyaya her alanda yön vermek ve ışık tutmak istiyorsa birlik halinde hareket etmek zorundadır.

Ebru ALTAN

 

https://www.facebook.com/ebrualtan2012

https://twitter.com/ebru_altan_

altanebru@hotmail.com.tr





İzlenme: 664
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR