kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

KİN VE ÖFKE

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

Kuran ahlakının ölçü olmadığı toplumlarda öfke ve gerilim normal karşılanır. Bu kişilerin çıkarına ters düşecek bir durum olmadıktan sonra öfke ve gerilimlerini yenmeleri için hiç bir sebep yoktur. Ancak, sosyal hayatta kendilerinden üst kademede gördükleri birileri varsa, onlara karşı bunu yapmayı sakıncalı görüp öfkelerini yenerler. Mesela şirket patronuna karşı tavırlarında son derece titiz olurlar ve öfkeleri konusunda son derece iradeli olurlar. Çünkü bu maaş ve işinin sonu demektir. Çıkarlarıyla çatışacağı için bu gibi durumlarda duygularını kontrol ederler.
 
Fakat çıkar hesabı olmayan bir durumda, öfkelerini sonuna kadar serbest bırakırlar ve çevrelerine zarar vermekten de çekinmezler. Şiddete kadar varır bu durum. Gazetelerde sık sık rastlanan cinnet olaylarının bazıları da bu yüzden meydana gelir.
 
Ölçü Allah korkusu, Allah’ın rızası olmadığı için kişilerin ölçüleri kendi istekleri olur. Kendi istekleri de nefisleridir. Nefis de şeytanın ilkasıyla hareket eden bir dürtüdür. Rabbimizin bildirdiği gibi, ‘Nefis var gücüyle kötülüğü emreder’ (Yusuf Suresi, 53)
 
Bu insanlar da şeytanın dürtüleriyle olumsuz hislerini ileri boyutlara kadar vardırırlar.
 
Trafikte öfkeli insanları çok görürsünüz. Uzun süre trafikte kaldıklarında, birisi yollarını kestiğinde birbirlerine hemen arabanın içinden öfke mesajları veren işaretleşmeler yaparlar. Hatta arbedeye varan manzara görüntülerine rastlamak mümkündür. Bu kişilerin yemek yeme vakitleri gecikirse, o sırada birisi kendilerinden bir şey isterse, bir kişi eşyasına zarar verirse, hava sıcakken bir iş yapmak zorunda kalırsa, uykusuz olursa, eleştirel bir sözle karşılaşırlarsa hemen öfkelenmeye, gerilmeye, seslerini yükseltmeye, tartışmaya hatta kavga etmeye eğilimli bir hale bürünürler. Canlarının istemediği hangi konu olursa tepki aynı olur. Zaten bu insanların yüzlerindeki gerilim, her an kavgaya tutuşacakmış izlenimi veren yüz ifadeleri olayın vehametinin ilk sinyallerini verir. Oysa kin ve öfke bu kişilerin en başta kendilerine zarar verir.
 
Kin, öfke, akli fonksiyonları perdeleyen, olayları sağlıklı değerlendirmekten, doğru karar vermekten alıkoyan bir etkendir. Böyle bir durumda da insanın Allah’ın istediği ölçüler içinde kalması zordur. Çünkü öfkelenen insan berrak bir akılla düşünmekten uzaklaşıp, duygusal teşhislerle, taraflı bir görüşe sahip olur. Bu da Kuran ahlakına uygun adil bir sonuç vermez.
 
En başta öfkeli insan kendisini sürekli rahatsız ve sıkıntılı bir ruh hali içerisinde tutar. Zararı ilk kendisine verir. Öfke, pek çok fiziksel probleme de yol açar. Baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, solunum, cilt problemleri, böbrek fonksiyon bozuklukları, artirit, sinir sistemi rahatsızlıkları, dolaşım sorunları, hatta var olan fiziksel rahatsızlıkların dozunun daha da artması ve bunların yanı sıra duygusal rahatsızlıklar ve intihara varan ruhsal problemler.
 
Bir insan, doğuştan, fıtraten öfkeye yatkın olsa bile, eğer müminse, Kuran ahlakına göre kendini şekillendiren bir vicdanı varsa, öfkeyi devam ettirmez ve bunu yener. Nefsinin kendisini kin ve öfkeye yönelten telkinlerine kulak vermez. Öfke ve kinden en başta Allah’a sığınır. Rabbimiz Haşr Suresi’nin 10’uncu ayetinde müminlerin duasını örnek vermiştir:
 
“Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."
 
Bir insanın kendisini eğitmesi, nefsini terbiye etmesi kolaydır. Tek yapması gereken ısrarla bu konuda irade göstermesidir. Böyle bir durumda zaten bünye, insanın talebi ve isteği doğrultusunda değişir ve bu tavra alışır. Çok öfkeli bir bünyesi olsa bile bir insan birkaç kere iradesini kullanıp ısrarla öfkesini tutup yenerek, sinirlenecek, öfkelenecek hiç bir şey olmadığını, her şeyin Allah’ın dilemesiyle kaderde olduğunu düşünüp, öfkelense de öfkelenmese de konuların geri alınamayacağını, pozitif bir tavır gösterdiği taktirde ise her yönden kazanacağını kendine hatırlatsa, bünyesi buna adapte olur.
 
Müminin vasfı şefkat, merhamettir. Allah bağışlayıcıdır; bizlerden de bağışlayıcı olmamızı ister. Her insan nasıl kendisi için şefkat, merhamet beklentisi içerisindeyse, karşı tarafa da, insanlara karşı da aynı anlayışı uygulamak durumundadır. Temiz bir akıl, temiz bir vicdan bunu gerektirir. Rabbimiz Nur Suresi’nin, 22’inci ayetinde, “Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir” diyerek bizlere öğüt vermiştir. Bunun yanı sıra öfke, kin, nefret gibi kirli duygulara karşı Rabbimiz yapılması gerekeni bildirmiştir.
 
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Ali Imran Suresi, 134)
 
Mümin dengeli, itidalli, aczini, mahviyetini bilen insandır. Her zaman vicdanını Kuran’a göre kullanır. Haklı bile olsa güzel olan, inanan bir insanın Allah’ın rızasına uygun olan huzuru sağlayan bir tavır göstererek bağışlama ile hakkından feragat etmesi ve öfkesini yenmesidir.


 
https://www.facebook.com/ebrualtan2012
https://twitter.com/ebru_altan_
altanebru@hotmail.com.tr


İzlenme: 1392
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR