kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

BU DÜNYADA CEHENNEME GİDECEĞİNE KANAATİ OLAN VAR MI?

Ebru Altan

Ebru Altan

E-Posta : altanebru@hotmail.com.tr

 Bu gerçekten de çok önemli bir soru. Dünyada yaşayan milyarlarca insana bu soruyu sorun. Bu insanlardan büyük birçoğunluğu son derece iyi bir insan olduğunu, hatta karıncayı bile incitmediğini, dolayısıyla da cennetlik olduğuna inandığını söyleyecektir. Kimi fabrikasında bulunan işçilere kışın kömür yardımı yaptığı için, kimi eve gelen temizikçiye giymediği eşyalarını verdiği için, kimi yolda geçen dilenciye para verdiği için, kimi çocuk okuttuğu için, kimi de anasına babasına hayırlı bir evlat olduğu için kendisini son derece iyi görür. Kimi de çok iyi okullarda okuyup kariyer sahibi olduğu için, malları mülkleri yığıp zengin olduğu için, birçok evlat sahibi olup onları çok iyi yetiştirdiğini düşündüğü için kendini oldukça iyi görür. Peki ama bu insanlar neye, hangi hükümlere göre kendilerini bu kadar iyi görürler? Neye dayanarak kendilerini doğru yolda zannederler? Hangi hükümlere göre kendilerini cehennemlik değilde cennetlik görürler?

İşte bu noktada her insanın durup düşünmesi gereken çok önemli bir husus var. İyilik, doğruluk, güzellik gibi kavramlar insanlara göre görecelidir. Çok günah işleyen bir insan da kendisini son derece samimi ve doğru yolda görebilir kendince sebep ve mazeretler öne sürebilir hatta bunlara kendini bile inandırabilir. Hatta adam öldüren, durmaksızın haksız mal yığıp birikitiren, eşine dostuna iyi olup da diğer insanları kırıp geçiren bir insan da kendini son derece iyi görebilir. Bunların hiçbirini yapmayan, çevresine son derece güzel tavır gösteren, insanlara iyi davranan ama Allah için hiçbirşey yapmayan bir insan da nefsini temize çıkarıp gerçekten cennetlik olduğuna kanaat getirebilir. Bu yüzden önemli olan insanların doğruları değil Allah’ın doğrularına ve hükümlerine bakmak ve yalnızca Allah’ın gösterdiği yoldan gitmek gerekir. Çünkü ölüp de Allah’ın huzurunda durduğumuzda Allah bizi Kendi doğrularına, Kendi hükümlerine ve Kuran’a uyup uymamakla sorgulayacak ve ona göre hüküm verecektir.

Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir konu vardır. Allah bize dünyada Kendi varlığını gösteren sayısız delil ve insanların faydalanması için sayısız nimetler yarattı. Güzel ahlaklı olduğunu iddia ederek, insanların kendisine yaptığı küçücük bir iyilikte bile defalarca teşekkür eden, onların gönlünü kazanmaya çalışan bir insan bütün bu delilleri, kendisine dünyada yaratılan bu korunaklı ortamı, yaşadığı evi, yediği çeşit çeşit yiyecekleri, giydiği güzel kıyadetleri, ailesini, yakınlarını sevdiklerini, sosyal çevresini, işini, sahip olduğu malları ve daha burada sayamayacağımız kadar çok nimeti kendisi için yaratan Allah’ı görmezden geldiğinde aslında çok büyük bir nankörlük yapmış olur. Artık bu insanın güzel ahlaklı olduğu iddia edilemez.

Sahip olduğuuz herşeyi en ince detayına kadar bizim için yaratan Rabbimizin bizlerden istediği tüm hayatımızı O’na kul olarak geçirmemiz ve şükretmemizdir.

İnsan tüm sevgisini, ilgisini Allah’a verecek, büyük bir şevkle ibadetlerini yerine getirecek, Allah için yaşayıp, Allah için ölecek. Hayatının her anında Kendisini unutmayan ve sürekli nimetler yağdıran Rabbine şükredecek. Bu dünyanın geçici bir yer olduğunu asıl hayatın ahiret olduğunu bilip yalnızca ahiret için yaşayacak. Mallarını Allah yolunda infak edecek,

israf edip saçıp savurmayacak. Samimi bir kalple inanacak, dilinde, kalbinde, sözlerinde hep Allah olacak. Bütün bunların yanında dünyada şu an Müslümanlar böylesine yoğun bir zulüm altındalarken köşesine çekilip kalmayacak, var gücüyle tebliğ yapıp Allah’ın dinini anlatacak. Ancak bütün bunları aşkla, şevkle, büyük bir tutkuyla yapan bir Müslüman cennete layık olduğuna hüsnü zan edebilir. Ama yine de daima korku ve ümit arasındadır. Çünkü mümin hiçbir zaman kendisini yeterli görmez, daima nefsini eğitme peşindedir, sürekli güzel ahlakta, samimiyette ve takvada ilerleme gayretindedir.

Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)

Samimiyet deyince, ihlas deyince, gayret deyince, inkar edenlerin arasında hiç taviz vermeyen Bediüzzaman’ı, müşriklere karşı dimdik duran peygamberimizi (s.a.v.), Firavun’un zulmüne direnen Hz. Musa’yı, kavminin alaylarına hiç aldırmayan Hz. Nuh’u, yıllarca zindanda kalıp asla Rabbinin yolundan dönmeyen Hz. Yusuf’u, kavminin gözleri önünde ateşe atılan Hz. İbrahim’i düşünün. Şimdi cennet kapılarının ardında bu mübarek insanlar tahtların üzerinde oturmuş dünyada Allah yolunda geçirdikleri şerefli ömürlerini birbirlerine anlatıyorlar. Nasıl Allah yolundan asla vazgeçmediklerini konuşuyorlar. Bu mübarek, salih insanlar hiçbirşeyi ama hiçbirşeyi Allah rızasına tercih etmediler. Tüm kavim karşılarında durdu. Onlar öldürülmekle, asılmakla, sürülmekle tehdit edildiler, ama asla boyun eğmediler. Şimdi bu dünyalar güzeli insanlarla aynı cennet kapılarından kimler girebilecek, aynı tahtlara oturup, aynı sofralarda yemek yeme şerefine kimler erişecek? Kimler salihlerle aynı cennet yollarında yürüyüp, cennet köşklerinde konaklayabilecek? Allah’ın cennet kapılarını açmak için samimi müminlerden gerçekten de ciddi bir çaba istediği çok açık değil mi? Cennete Allah’ın izniyle kalbinde derin Allah sevgisi taşıyanların, Allah yolunda yaşayıp, Allah yolunda ölenlerin gireceği çok açık değil mi?

Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19)

Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlü’ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)

Unutmayın ki insan bu dünyaya en iyi okullarda okumak, makam ve mevki sahibi olmak, çok iyi evlatlar yetiştirmek için gelmez. Bu dünyaya geliş amacı yalnızca Allah’a kul olmaktır. Bütün bu saydıklarım ancak Allah yolunda yapılırsa, Allah rızası için yapılırsa değer kazanır. Aksi taktirde bunlara kapılıp dünyaya dalan insan şeytanı yakın dost edinmiş olur. Kendisini çok iyi zannederken aslında her gün bir adım daha cehenneme yaklaşıyor olabilir. O sürekli nefsini temize çıkarıp dururken, sürekli kendini kandırıp daha da derine batarken şeytanda bir köşede sinsice saptırdığı insanı keyifle izler.

Unutmayın ki insan aklı ile Allah’ın aklı bir değildir. İnsanın kendine göre verdiği hükümlerle Allah’ın verdiği hükümler de bir olmayabilir. Bu yüzden insanın kendisini temize çıkarıp durmak yerine sadece Kuran’a ve Allah rızasına yönelmesi gerekir. Yine unutmayın ki belki

de milyarlarca insan kendisini cennetlik zannederken, kendisini asla cehenneme girecek bir insan olarak görmezken, Allah insanların çoğunun bölük bölük cehenneme sevk edileceğini açıklar.

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (En'am Suresi, 116)

İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. (Zümer Suresi, 71)

İşte tüm samimi müminler için önemli olan bu kendilerini durmadan temize çıkarıp duran insanların arasından sıyrılıp kurtulmaktır. Dünya hayatı boyunca şeytanı dinleyip dinleyip sonra müthiş bir pişmanlıkla ellerini başlarının arasına alan insanlardan olmamaktır. Unutmatın ki dünya hayatı boyunca kendine bahaneler öne sürerek Rabbinden yüz çeviren insan, orada tek bir kelime bile konuşamayacak ve artık böyle bir gücü kendinde bulamayacaktır.

Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. (Nebe' Suresi, 38)

Ve yine unutmayın ki Allah sonsuz adalet sahibidir, kullarına karşı çok bağışlayıcı ve çok esirgeyicidir. Ama samimiyetsizce kendini temize çıkaran bir ruh ile ihlasla dolu olan, Allah aşkıyla dolu olan bir ruhun sonsuza kadar aynı yerde olmayı haketemeyeceği de apaçık bir gerçektir...

Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir. (Yunus Suresi, 54)

https://www.facebook.com/ebrualtan2012 https://twitter.com/ebru_altan_ altanebru@hotmail.com.tr 


İzlenme: 843
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • emeğinize sağlık

    Misafir Çok doğru Söylüyorsunuz İnanç Ve İman Gerisi gelir Zaten. 05 Temmuz 2013 11:03

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR