kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

SABIR MI, TAHAMMÜL MÜ?

Didem Rahvancı

Didem Rahvancı

E-Posta : didemrahvanci@yahoo.com

Sabır ve tahammül genelde karıştırılır. Sabır bir şeye kısa süreli tahammül etme olarak düşünülür. Oysa tahammülde hoşnutsuzluk vardır. Karşı karşıya kalınan durumda hayır görülmez, kişi her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu unutur. Bu kişilerin inancına göre olaylara sebep olan insanlar vardır. Konuların bu insanların gücüne ve iradesine dayandığını zannederler. Her şeyin onların isteklerine ve kararlarına göre şekil aldığını düşünürler.

Dolayısıyla bu kişiler Allah’tan, her şeyin kaderde olduğundan tamamen uzak bir bakış açısıyla olayları değerlendirirler. Oysa her konu, her olay, sebep sonuç ilişkileri, hep Allah’ın izniyle gelişir.

Kimi insanların sabır zannettikleri davranış aslında tahammüldür. Toplumda yaygın kullanılan tabirle yalnızca ‘bir parça dişlerini sıkmaları’ gerektiğine inanırlar. Asıl istedikleri, yaşanılan o anki istenmeyen durumun hemen bitmesidir. Olaylar kısa sürede kendi isteğine göre şekillenmezse, bu durumda kişi, toplumda ‘çığrından çıkma’ olarak adlandırdıkları ahlak bozukluğunu yaşamaya başlar. Zaten bunu kendisine hak olarak görür. İstemediği durumun süresi uzadığında sinirlenmeyi, bağırmayı, çağırmayı, huysuzluğu, tripler atmayı, çevresini rahatsız edecek davranışları, bunalımlı bir ruh haline bürünmeyi, fiziksel olarak kendini yıpratmayı, söylenmeyi, hatta psikolojik bozukluk olduğu imajı veren davranışlar göstermeyi normal görür.

Örneğin, bir yere dakikalarca gözünü dikerek bakmak, tırnaklarını yemek, eline geçen bir kalemle kağıt üzerine manasız, yaşadığı karamsarlığı temsil eden karalamalar yapmak, yüzü asık gezmek, iç karartıcı konuşmalar yapmak, ağlamak, öflemek artık günlük hayatın akışıdır onun için.

Dindarlığın, tevekkülün getirdiği rahatlıktan uzak olunduğu için de, her aşama negatif ve hayır görmekten uzak bir ruh hali içerisinde gelişir.

Oysa sabırdaki ruh hali bambaşkadır.

Sabır şuurlu bir şekilde, düşünerek, titizlikle uygulanan, Allah’tan razı olmuş, hoşnut bir ruh hali içerir. Müslümanın hayatının her safhasına hakim olan çok önemli bir ibadettir. Sabır, imanın temel özelliklerindendir. Tevekkülle, Allah’a güvenle iç içedir.

Müslüman, Allah’a güvenerek yaşamayan insanların tersine hayatın her safhasını, evreni, yeryüzündeki canlıları, bitkileri, sosyal olayları, var olan her şeyi, melekler alemini, boyutları, Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın kontrol ettiğini, Allah’ın hepsini bir kader üzerine yarattığını bildiği için bu inanç temeli üzerine Allah’a güvenle yaşar. Bu temel üzerine kararlar alır, hayatını yönlendirir ve daima bu temel üzerine düşünür. Her şeyi var eden, her şeyi mükemmel bir denge üzerine yaratan Allah’ın elbette ki onu da bu mükemmel denge içerisinde yarattığını, onu koruduğunu, esirgediğini ve bir kader üzerine terbiye ederek, eğitim verdiğini çok iyi bilir. Yaratılışının bir amacı vardır. Ve Allah onun için güzellik ve sonsuz hayır ister. Bundan dolayı Allah’a güveni, Allah’ın yarattığı olaylara tevekkülü tamdır. Zaten baştan teslim olmuştur. Herşeyin güzelliğini baştan kabul etmiştir. İmanının gereği olarak her şeyi olumlu ve hayırlı görme kararı almıştır. Dünya hayatının bir denenme, imtihan yeri olduğunu anlamış ve her ne yaşarsa yaşasın, başına her ne gelirse gelsin, Allah’ın desteği ve yardımıyla bunları mutlaka imanla aşabileceğini en başından kabul ederek kalben teslim olmuştur.

‘Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.’  Bakara Suresi 45

Ayette Allah samimi iman edenlerin dışındakiler için sabrın ağır olduğunu bildirmiştir. Kalbi Allah’a dayalı olmayan bir insan için herhangi bir konuya sabretmek çok zordur. Böyle bir kişi her karşılaştığı olayda endişelenecek, şüphelenecek bir konu bulur. Olmadık ihtimalleri kafasında sıralayıp, kendini sıkıntılı bir ruh hali içine sokar. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunun farkında değildir.

Ancak Allah’a güvenip dayanan bir insan sabredebilir. Allah’ın yarattıklarında hayır görerek, yaşadıklarını, başına gelenleri, gayretle hep güzel görür, hep Allah’a sığınır. Allah’ın yardımıyla, her zorlukla bir kolaylık olduğunu; yaşadığı yerin dünya hayatı olduğunu, özel bir imtihan mekanında bulunduğunu bilir. Allah her ne yaratırsa, her ne verirse, şükreder.

Müslüman için sabır gerektiren zamanlar zaten çok kıymetlidir. Bu nedenle böyle bir imkan ile karşılaştığında, ‘şimdi sabır zamanı’ diye düşünür ve bu ibadeti titizlikle, itinayla yerine getirir. Allah’ın mutlaka ona bir güzellik vermeyi dilediği için onu denediğine iman eder.

Bu nedenle Müslüman için sabır ibadetinin sınırı yoktur. Bu ibadeti yerine getirmeyi Allah’ın taktir ettiği ömür boyunca uygulamayı en başından seçip tercih etmiştir ve hayatına geçirerek uygulamıştır. Allah’tan gelen her şeyde hayır olduğuna iman eder, yeryüzüne 1 milyon kere gelse de, 1 milyon kere aynı olayların olacağını, Allah’ın kaderde seçip taktir ettiğinin asla değişmeyeceğini, her birinde mutlaka güzellik, hikmet olduğunu bilerek, iman eder.

didemrahvanci@yahoo.com
https://twitter.com/DidemRahvanci
http://didem-rahvanci.com



İzlenme: 570
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR