kizilay_banner_728X090 width="728" height="90" title="">

ATATÜRK’Ü YANLIŞ ANLATTILAR

Didem Rahvancı

Didem Rahvancı

E-Posta : didemrahvanci@yahoo.com

 

Uzun yıllardır bazı ideolojik çevreler dindar olmak ile Atatürkçü olmayı sanki birbirlerine tamamen zıt kavramlarmış gibi anlatmaya çabalarken, Atatürk’ü de dine karşı, materyalist bir kişi gibi göstermeye çalıştılar.

Oysa gerek Atatürk'ü yakından tanıyan kişilerin aktardıkları bilgiler, gerekse Atatürk'ün hayatını anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürk'ün materyalist, din karşıtı olmak bir yana, aksine sarsılmaz bir Allah inancına sahip, Kuran-ı Kerim'i kendisine rehber edinmiş samimi bir Müslüman olduğunu gördük.

Atatürk’ün dindar olmadığını söyleyenlere Gazi’nin hayatından bazı bölümler aktarmak faydalı olacak bence;




* Suudi Arabistan yönetimi Vahabi inancı gereği tüm mezarları düzenleyip yok ederken, Atatürk eğer Hz.Muhammed (sav)’in mezarına dokunurlarsa askerleriyle savaşmaya geleceğini bildirmiş ve böylece Hz. Muhammed (sav)’in mezarının kalmasının sağlamıştır...

* Kuran’ın Türkçe mealini TBMM’ye yaptırmıştır.

* Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devlet içine yerleştirmiştir.

* Aydın din adamı yetişsin diye imam Hatipler açmıştır.

* Anıtkabir’de sergilenen cep Kur’an’ını hep üzerinde taşımıştır.

* Döneminde Milli Eğitim Bakanı’nın getirdiği ateist fikirler işleyen bir kitabın okullarda okutulmak istenmesinden dolayı şiddetle bakanı eleştirmiş ve kitabın yazarı olan öğretmenin de meslekten uzaklaşırılmasını istemiştir.

* İslam dini kurallarına göre defnedilmesini vasiyet etmiştir.

* Atatürk Edirne’de fırka kumandanı olarak görev yaptığı sırada cuma namazlarını Selimiye Camii’nde kılmıştır. Burada yine bir cuma namazında tanıştığı bir hafızla arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

“Oğlum terbiye görmüş güzel bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim ve duygulandım. Seni tebrik ederim. Oğlum Edirne’de kaldığımız süre içinde ben cuma namazına hangi camiye gidersem sen de o camiye gelecek ve iç ezanı okuyacaksın...” (Atatürk ile Allah arasında - Sinan Meydan, İnkılap Yayınları)

* Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı yıllarında da namaz kılacaktır. Örneğin, TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920’de Ankara’da Hacı Bayram Camii’nde öğle ve cuma namazlarını

kılmış, 7 Şubat 1923’te de Balıkesir Paşa Camiinde minbere çıkıp “Allah birdir, Şanı büyüktür. Hz Muhammed O’nun kulu ve elçisidir” diye söze başlayarak hutbe vermiş ve cemaatle birlikte namaz kılmıştır. (Atatürk ile Allah arasında - Sinan Meydan, İnkılap Yayınları)

* Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın amacını, İslâm'ın kurtuluşu olarak nitelemiştir. Bu amaç için savaşan Türk ordusunun başarısı için dua edilmesini istemiştir.

* Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında camilerde Kur'an ve Sahih-i Buhâri okunmasını istemiştir.

* Atatürk'ün, 21 Nisan, 1920'de Heyet-i Temsiliye adına yayınladığı Tamim'de şu açıklamalara yer verilmiştir: TBMM'nin açılış günü, Hacıbayramı Veli Camii Şerifinde Cuma namazı kılınarak, Kur'an ve namazın nurlarından feyz alınacaktır."

* Atatürk'ün bu kişiliközelliğini tespit edenlerden birisi olan Gott-hard Jachke'e göre Atatürk, çoğu zaman Allah'ın hidâyet vermesi için dua etmiş, bir zaferden sonra da Allah'a şükretmeyi hiç unutmamıştır. Allah'tan yardım dilemek onun en belirgin özelliklerinden birini oluşturmuştur. Mücadelesinde her zaman destek ve yardımı Allah'tan isteyen Atatürk, her fırsatta Kur'an okutup dua etmeye özen göstermiştir. Yeni Türk devletinin temellerini atarken dayandığı tek kuvvet, Allah'a olan tevekkülü olmuştur.

* Atatürk, Zübeyde Hanım ve Fikriye Hanım'a cepheden gönderdiği telgrafta, Allah'ın yardımıyla kazanılan zaferlerden bahsetmiş ve vatanın kurtuluşu için dua etmelerini istemiştir.

* Atatürk'ün, Büyük Taarruz sabahı, ordu hücuma hazırlanırken; "Yâ Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et... Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme! Rabb'im, Yunanlıların kazandığını gösterme bana, onlar kazanacaksa, şu gök kubbe benim başıma yıkılsın daha iyi" diye dua etmiş, "Anacığım dua et!" demiş, bu sırada gözlerinden birkaç damla yaş süzüldüğü görülmüştür. Yine aynı gün, Türk topçuları düşman siperlerini dövmeye başladığında, Allah'ım, Türk Milletini ve ordusunu koru, diye dua etmiştir.

* "...Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenabı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükür ve hamdlar ederim. Bugün olduğu gibi, ömrümün nihayetine kadar milletin hadimi olmakla iftihar edeceğim."

* Şeyh Senûsî; Atatürk'ü, halâskâr-ı İslam yani İslâm'ın kurtarıcısı olarak nitelendirmiştir. Atatürk'ün çalışma odasında bulundurduğu Kur'an nüshalarından ikisini Şeyh Senûsî hediye etmiştir.

 

* Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah, Atatürk'ü "Yakın doğunun Müslüman devletlerine örnek olabilecek hizmetler yapan, çağdaş İslâm dünyasındaki en büyük Müslüman" olarak tanıtmıştır.

* Atatürk'e 1923 yılında küçük boyda bir Kur'an-ı Kerim hediye edilmesi üzerine: Bence kıymetini takdire imkan olmayan bu hediye Kur'an-ı Kerim'i; en derin hürmetkar din duygularımla muhafaza edeceğim, demiştir.

* Atatürk, Ankara'da Müftü Rıfat Börekçi ve ulemânın katıldığı bir karşılama toplantısında, Kur'an'a olan saygısını, onu öpüp başına koyarak göstermiştir. Atatürk, o sırada Seymen alayının idarecisi Güvençli İbrahim'in göğsünde hamayli şeklinde duran Kur'an'ı saygıyla öpmüştür.

* Atatürk, Kur'an'a duyduğu saygıyı, Kur'an okuyana karşı göstererek de gerçekleştirmiştir.

* 1922 yılına ait not defterinde Atatürk, sık sık, "hafıza Kur'an okuttum", "hafız Kur'an okudu" ifadelerine yer vermektedir.

* Atatürk, yeni yetişen nesle, Kur'an'ın mealinin en kolay ve anlaşılır yöntemlerle öğretilmesini istemiştir. Kur'an âyetlerinin, halkın anlayacağı şekilde Türkçe olarak açıklanmasını önermiştir. Atatürk, Kur'an tefsirinin, bazı kimselerin özel uzmanlık alanı olarak kalmamasını, halkın dinî ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir işleve kavuşturulmasını tavsiye etmiştir.

* Milli egemenlik kavramının ve bağımsızlık aşkının Kur'andan kaynaklandığını vurgulamıştır.

* Atatürk Fatiha suresinin Türkçe'sini ezberlemişti. Okudu, o kadar güzel ve canlı okudu ki güzel ve canlı okuyan bile buna hayran oldu. İyyâke'lerdeki hem niyaz nüktelerini hem hasr manalarını hakikaten canlandırdı. İhdinâ'daki yalvarışları insan psikolojisine en uygun durumda okumayı başardı. Hasılı Türkçe bir ibare; nükteleri, bediî rolleri ancak bu kadar meydana çıkarılmak suretiyle okunabilirdi.

* Atatürk, İslâm tarihini çok iyi bilen bir önderdi. O, bir aralık kendisini İslâm Tarihine vermiştir. İslâm tarihini ve Hz. Muhammed'in hayatını derinden incelemiştir. Atatürk, tarih çalışmaları yapmak üzere Yalova'ya giderken İslâm Tarihine ve dinler tarihine ait Türkçe, Fransızca kitapları da beraberinde götürmüştür. Saatlerce süren okumalar ve tartışmalar yapmıştır. Aylarca süren bu etkinlikte Afet İnan, kendisine asistanlık etmiştir.

 

"Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir.” (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.2) diyen Mustafa Kemal Atatürk "Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in

hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Urduca Yayınlarda Atatürk, A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını, 1979, s. 70-71) diyerek de Peygamberimiz (sav)’e olan sengisini dile getirmiştir.

Atatürk’ün materyalist bir zihniyete sahip olduğunu , asla dindar olmadığını iddia edenlere biraz da Atatürk’ün sürekli yanında bulunan yakınlarının kendisi hakkında anlattıkları ile cevap vermek iyi olur;

Atatürkün manevi kızı Sabiha Gökçen Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatıyor:

Atanın elini öpmek üzere yanına girdim. ... -"Sen dindar mısın" diye sordu? -"Evet dindarım" dedim. ... Cevabım hoşuna gitmişti. "Çok iyi, Allah, büyük bir kuvvettir. Ona inanmak lazımdır" dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi.

Atatürkün diğer manevi kızı Ülkü Adatepe anlatıyor:

... Atatürk Ezan dinlemeyi o kadar çok severdi ki, büyük bir huşu içerisinde ezan dinler, her savaşa ellerini Allah'a açıp dua ederek gidermiş." dedi.

Safiye Ayla anlatıyor:

"Annesi Zübeyde Hanım da ablası Makbule Hanım da çok dindar insanlardı. Namaz kılarlardı. Tam dindar bir aile ortamında yetişti. Atatürk de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardı. O Kuran okurken gözlerinden yaşlar okunurdu. (Her Yönüyle Atatürk, Altıner, Ankara, 1962, s. 487, Mahmut Yağmur’dan naklen)

Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu aktarıyor:

“Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok etkisinde kalırdı ve de “Hey büyük Allah’ım... Kuran’a inanmayan kafirdir, bize nasıl yol gösteriyor? Kuran’ı’ tüm dünyaya okutmalıyız” derdi. Sonra o an yanındaki bizlere “Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?” diye sorardı." (Atatürk ile Allah arasında - Sinan Meydan, İnkılap Yayınları)

Mithat Cemal Kuntay ve Nuri Ulusu ayrı ayrı aktarıyorlar:

"Manevi kızı Nebile’ye sık sık ezanı ve Yasin Suresi’sini yüksek sesle okumasını istiyor. Nebile Yasin Suresi’ni ezbere biliyordu."

“... Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı... Beni huzurlarına çağırır, Kuran-ı Kerim’den bazı sureler okuturdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu içinde dinlerdi, ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı.

Ramazanlarda bir ay müddetle Hacı Bayram-ı Veli ve Zincirlikuyu Camiilerinde şehitlerin ruhuna Hatim-i Şerif okumamı emrederlerdi.” (Atatürk ile Allah arasında - Sinan Meydan, İnkılap Yayınları)

Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor:

İnanışı samimiydi. Allah’a inanıyordu... Herkes çekilip yapayalnız kalınca gökyüzüne bakar, kendi kendine ‘Allah’ derdi...

 

Bugün bastığımız her yeri şehit kanıyla sulanmış vatan toprağımızda dinimizi rahatlıkla yaşayabiliyorsak biz bunu Atatürk’e borçluyuz. Çünkü Atatürk getirdiği laik sistem sayesinde de herkese kendi inancını istediği gibi yaşama özgürlüğü sunmuş, münafıklığın yolunu kapatmış, samimi Müslümanlara da özgürce dinlerini yaşama imkanı sunmuştur.

Bağnazlığa, dini yozlaştırmaya, Kuran’dan uzak, hurafelerle dolu bir İslam anlayışına da tam anlamıyla karşı çıkan Mustafa Kemal Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü hazırlayan önemli sebeplerden birisinin İslamiyet'ten uzaklaşması olduğunu vurgulamıştır;

Türkler İslam oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslamiyet'i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet'ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslam'ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor... (Atatürk SD; II, s. 66-67)

Gerçekte Atatürk hiçbir zaman dine karşı olmamıştır. Karakteri, yaşantısı, sözleri ve tavırları görüldüğü gibi İslamiyet ile içiçedir. Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini geliştirmiştir. Atatürk her konu da olduğu gibi din ve laiklik konusunda da modern Türkiye için önemli bir yol göstericidir.

didemrahvanci@yahoo.com
https://twitter.com/DidemRahvanci
http://didemrahvanci.blogspot.com 


İzlenme: 993
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR